, , , ,

Bizim Ev Sahibinin Almanya’daki Oğlu Dirk

Dirk Nowitzki’nin tüylerinizi diken diken edecek hikayesi.

Almanya’nın gözlerden uzak bir öğrenci şehri olan Würzburg’te, bir ev dolusu çocuğun arasında dünyaya geldi Dirk Nowitzki. Ablası ve iki kuzeniyle aynı çatıyı paylaşan Dirk, çocukların en küçüğü ve en utangaç olanıydı. Dört çocuklu evlerinde gürültü eksik olmuyordu doğal olarak. Ancak küçük Dirk’in sesini duymak güneş tutulmaları kadar nadirdi. Ablası ve kuzenleri oyun icabı küçük sarı kafaya zaman zaman takılsalar da, karşılık göremeyince sıkılır başka şeylerle uğraşırlardı.

Dirk’in annesi milli basketbolcu, ablasıysa o yolda ilerleyen genç bir kızdı. Belki ablasının ona sataşmasından dolayı veya çevresindeki tüm kadınların basketbol oynaması yüzünden basketbola adımını geç sayılabilecek bir yaşta, yani 13’ün de atan Dirk, basketbol topunu eline almadan önce bu oyunun feminen bir mizacı olduğunu düşünürmüş. Spor kariyerine babasının koçluğu eşliğinde hentbol ile başlayan Dirk, daha sonra tenisi de denemiş. İki sporda da akranlarına göre fazlasıyla uzun olan boyunun avantajlarını sergilerken, mağlubiyetle ayrılan sinirli rakipleri onun bir ucube olduğunu belli belirsiz söylemişler. Dirk çekingen yapısından dolayı bu laflara karşılık vermese de, içten içe onun bu sözlere kafayı taktığını gören kuzeni, onu hentbol idmanına giderken yakalar ve onunla beraber basketbol antrenmanına katılmasını istemiş.

Antrenmandan çıktığı gibi evin yolunu koşar adım alan Dirk, heyecanla babasının odasına rüzgar gibi girer ve artık basketbol oynamak istediğini söyler. Babasıysa endişelenir, biraz da hayal kırıklığına uğrar. Bir evladın babasının ayak izlerini takip ederek büyümesi sanırım tüm babaların rüyalarını süsler. Ancak Dirk’in gözlerindeki parıltıyı gören babası bu hayallerini bir rafa kaldırır. Tabi Dirk’in hentbolla ilgilenmesi bu işin duygusal kısmını öne çıkarır. Eski milli hentbolcu olan babası, oğlunun bu sporda ilerlemesinden ne kadar hoşnut olduğunu tahmin edebilirsiniz. Lakin Dirk ertesi sene ben basketbolu bırakıyorum golf oynamak istiyorum dese dahi, ebeveynleri ona tüm imkanları sunmaya hazırdır. Böyle rahat bir ortamda büyüyen Dirk, bir spordan diğerine atlamış, hepsinden biraz tatmış, en sonunda ona en keyif veren ve onu özgürleştiren sporda, yani basketbolda karar kılmış.

Ucube

Dünyanın neresine giderseniz gidin, eğer fiziksel olarak diğer çocuklardan farklıysanız çoğu zaman alay konusu olabilirsiniz. Bazı küçük çocukların ne kadar acımasız olabileceğini sanırım hepimiz ilköğretim yıllarımızda görmüşüzdür. Nowitzki ailesinin en küçük ferdinin de boyu, yaşıtlarına göre bir hayli uzun ve karakteri de çekingen olunca, birkaç zorbanın doğal olarak hedefi haline geldi. Dirk zorbalarla uğraşmak yerine basketbolun yargılamayan kollarına atmış kendini. O pürüzlü deri topu elinde hissettiğinde huzur buldu, kendini normal hissetti.

90’lı yılların başında da basketbol pek popüler değilmiş Almanya’da. Sokaklarda basketbol potalarını görmek pek nadirmiş. Basketbol sahasının ölçülerine göre yapılmamış spor salonlarına da potalar sonradan eklenmiş. Würzburg gibi küçük bir şehirde de sayılı spor salonu varmış ve en yakın parkeye her gün 40 dakikalık tren yolculuğu sonunda ulaşırmış Dirk. Kimi zaman kimse olmazmış, tek başına topun çemberden geçişini izlerken hayaller kurarmış, kimi zaman da o küçük spor salonunda denk geldiği insanlarla bire bir, eğer şanslı günündeyse ikiye iki maçlar yaparmış.,

15 yaşında şehrin yerel takımı olan DJK Würzburg’a dahil olan Dirk, soluğu hazırlık maçında aldı. Doğru düzgün top süremiyordu, şut stilinde ciddi sorunları vardı. Pasların şiddetini de ayarlayamıyor ama gene de şans eseri o salonda bulunan 1972 Batı Almanya Olimpiyat Basketbol takımının kaptanı olan Holger Geschwindner’in dikkatini çekti bu cılız Alman genci. İzleyen herkesin göremediği bir şey gördü Holger. Sarı saçlarını dalgalandıra dalgalandıra koşan bu sıska genci izlerken göz bebeklerini büyüdü, kalbi hızlanmaya başladı. Kendi sözleriyle tasvir etmek gerekirse:

“1994 yılında bir çocuk izledim, oyunu bilmeden doğru işleri yapabiliyordu… çok etkilendim ve heyecanlandım.”

Maçın ardından kendini Dirk’e tanıtan Holger, profesyonel bir yardım alıyor musun? diye sormuş. Dirk ise gülümseyerek “Hayır, sadece eğlence için oynuyorum” demiş. Holger ilerleyen günlerde Nowitzki ailesiyle iletişime geçmiş ve o küçük evde küçük bir toplantı düzenlenmiş. Dirk’in ebeveynlerinin gözlerinin içlerine bakarak, olabildiği en ciddi şekilde “Oğlunuz bu oyunun en iyilerinden birisi olabilir ama bunun için bir hayli çalışması lazım” demiş. Basketbolcu olan annesinin göğsü bu sözler karşısında her ne kadar kabarsa da, bu kararını onların değil Dirk’in vermesinin gerektiğini belirtmiş. Ve ertesi gün Holger’in telefonu o kulak tırmalayan melodiyle çalmış, telefonun diğer ucundaysa bir çocuğun titrek sesi varmış.

– Bir deneyelim… ne zamanlar çalışacağız?

– Yarın ve ondan sonraki her gün.

 (soldan sağa: Booger, Dirk, Mumph)
(soldan sağa: Booger, Dirk, Mumph)

Mentör, Sümük, K-Pop

Holger mentörlüğünde basketbolu yeniden öğrendi Dirk. İlk antremanlarında yalnızca sağ ve sol turnike attı. Bazı idmanlarda saatlerce dominant olmayan sol eliyle top sektirdi. Bazı günlerde de sadece koştu, elinde top olmadan şut antremanları yaptı, çünkü Holger’e göre inanılmadan atılan her şutun girmesi bir mucizeydi.

Aylar sonra Dirk ve basketbol topu tekrar buluştu. Dirk basketbol topunu bir bebeği beşiğine yatırır gibi nazikçe filelerle buluşturdukça, Holger’le dostluğu da bir adım ilerledi. Bu dostluk gün geçtikçe o kadar ilerlemişki, idmanlardan önce Dirk’ün ödevleri bile beraber yapmaya başlamışlardı.

Holger kadar güçlü olmasa da, Dirk’ün ergenlik yıllarında hayatına tesir eden en yakın iki takım arkadaşından bahsetmezsem içim rahat etmez. Takma isimleri Mumph ve Booger olan ve DJK Würzburg takımında Dirk ile beraber ter döken bu renkli kişilikler basketbolda olmasa da, Dirk’ün günlük yaşamına etki etmişler.

Her basketbol takımında, işi diğerleri kadar ciddiye almayan, bolca şaka, kötü espriler yapan ve soyunma odasının da maskotu olan biri vardır. DJK Würzburg takımındaysa bu kişi Mumph imiş. Dirk’ün takıma dahil olmasıyla birlikle tanıştığı ilk kişi olan Mumph, mahlasınıysa anlattığı soğuk fıkralar ve K-Pop gruplarınından fırlamış saç stilleri yüzünden almış. (Danilo Gallinari’nin de saç stilini Mumph’ün izlediği Koreli müzik gruplarından aldığını düşünmemek elde değil.) Argoda aklı dengesi tartışmalı olan kişi anlamına gelen bu kelime, ara sıra kimsenin anlayamacağı şekilde konuşan Mumph’e cuk diye oturmuş.

Dirk’ün aksine maçların bitmesini dört gözle bekleyen Mumph, maçlar biter bitmez, bazen Dirk’ün duş almasına bile izin vermeden onu kimsenin bilmediği eğlence yerlerine götürürmüş. Şehirdeki her sokağı avucunun içi gibi bilen Mumph, her galibiyetin doğru bir şekilde kutlanması gerektiğini savunurmuş. DJK Würzburg takımının alt ligden 1. lige olan yolculuğunda bolca galibiyet tadan Dirk, Mumph kadar olmasa da galibiyetleri ona doğru gelen bir şekilde kutlarmış.

Geçtiğimiz günlerde de 30.000 sayı barajını geçen Nowitzki, maçtan sonraki açıklamasında da bu zaferini bir Bud-Light(bira) içerek kutlayacağını söylemişti.

Taşralı bir ailenin çocuğu olan Booger ise, spor salonunun evine yakın olmasından dolayı basketbol oynamaya başlamış ve Dirk ile de o küçük, havalandırması olmayan spor salonunun boğucu sıcağında tanışmış. Dirk ile arkadaşlıklarına DJK Würzburg takımında devam eden Booger’a lakabı da Mumph tarafından konulmuş. Topla pek sıcak ilişkileri bulunmayan, bizim tabirimizle kazma olan Booger, rakip takım oyuncularına boyalı alanı dar etmesi ve onları bir sümük gibi rahatsız etmesinden dolayı bu lakap üzerine yapışmış. ( Booger argoda Sümük demek )

Bir DJK Würzburg antremanında Dirk ve takım arkadaşları kendi aralarında 3’e 3 maç yaparlarken, bir pota altı mücadelesinde Booger tarafından bir güzelce haşlanmış Dirk. Ağzına aldığı dirsek darbesiyle yere düşen Dirk, eliyle dişlerini yoklamış ve ön iki dişinden düşen parçaları avucuna tükürmüş. Yıllar boyu dişleriyle ablasının alay konusu olan Dirk, Booger’dan aldığı okkalı bir dirsekle dişlekliğinden kurtulmuş ve şuan hepimizi büyüleyen o güzel gülümsemesine kavuşmuş.

Bu Alman Kızları Bir Başka Dostum,

Her gününü Dirk ile geçiren Holger’in DJK Würzburg takımının diğer oyuncularıyla da tanışması pek uzun sürmedi. Güneş, ışınlarını en dik açıyla Almanya üzerine göndermeye başladığı sıcak yaz aylarında tüm takımı kampa alan Holger, bu gençlere basketbol topu olmadan idman yaptırmak zorunda kaldı. Havalandırması ve kliması olmayan o küçük spor salonununda bırakın basketbol oynamayı, nefes almak bile başlı başına bir başarıydı. Ergenlik yaşlarındaki gençlerin ağırlık çalışmasını doğru bulmayan Holger, ilk haftalarda takımı Booger’ın çiftliğine götürdü ve öğrencilerini çiftliğin günlük işleriyle meşgul etti. Kimi zaman saman taşıyan Dirk, kimi zaman inek bile sağdı. Günler geçtikçe çiftliğe gelen oyuncu sayısındaki azalmayı fark eden Hoger, oyuncularını nehrin serinletici sularına kaptırdığının farkına vardı. Ve gelecek hafta çiftlikte değil de, nehrin kenarında toplanılacağını tüm takıma duyurulmasını istedi.

Akıllarında yüzlerce soruyla ve yanlarına aldıkları mayoları kullanmak umuduyla nehrin yolunu tutan DJK Würzburg oyuncuları, Holger’in yanı başında duran kanoları görünce ihtiyarın neler planladığını anlamışlar. İki metrelik oyuncuların sığabileceği şekilde kanolar yaptıran Holger, bu 16-17 yaşındaki gençleri motive etmek için de nehir kenarlarına gelen güzel kızların çekiciliğini kullanmış. Oyuncularının kürek çekmekten yorulduklarını farkettiği an, güzergahtı tam tersine çevirirmiş yaşlı kurt, yani kızların güneşlendiği sahil yönüne. Güneşlenen kızlar ufukta belirmeye başladığından itibaren Dirk ve arkadaşları daha güçlü asılırlarmış küreklere.

Just Do It

Avrupa’nın en iyi scouting ekibine sahip olan takımı Barcelona, tabii ki herkesten önce Dirk’i kadrosuna katmak istedi. Ancak üniversiteye girme sınavlarını vermeden ülkeden ayrılmak istemeyen Dirk, Katalan ekibini reddetti. Fakat kader ağlarını örmüş ve Dirk’inküçüklüğünden beri kurduğu NBA hayallerini alevlendiren ve hayatının akışını değiştiren o davetiyeyi okuyunca elindeki kağıtla beraber Holger’ın yanına koşarak gitmiş. (Eureka! deseymiş tam olurmuş) Nike sponsorluğunda düzenlenen “Hoop Heroes Tours” organizasyonu, NBA’in ünlü isimleriyle Avrupa’nın genç yeteneklerinin karşı karşıya getiren bir gösteri etkinliği. Lakin bu etkinliğin Charles Barkley için çok da iyi geçtiği söylenemez. Ağır Barkley’in yanından bir rüzgar gibi geçen Dirk, bir de eski toprağın üzerinden smaç vurunca tüm gözlemcilerin dikkatini çekti.

Ardından 98 yılında gene bir Nike organizasyonu olan Nike Hoop Summit’e davet edildi Dirk. Amerikan genç yeteneklerinin atletizmiyle, Avrupalı genç yeteneklerin oyun bilgisinin karşılaştığı bu etkinlikte 33 sayı üreten Nowitzki, Amerikalıların o zamanlar ‘büyük yetenek’ dediği Al Harrington ve Rashard Lewis’i yerle bir ederken, Amerikan gözlemcilerinin de gözlerine güzel bir ziyafet çektirdi. Şutunun naifliği ve oyununun olgunluğunun yanı sıra, ince ve güçsüz görüntüsüne rağmen temastan korkmamasından dolayı tüm otoriteler tarafından “Bu çocuk NBA’e hazır!” denildi. Ve Dirk, Holger’le yaptığı pek tatlı olmayan sohbetin ardından 98 Draftına girmeye karar verdi.

Holger, Dirk’ün henüz NBA seviyesine hazır olmadığını biliyordu. Onun için yaptığı planda ilk olarak Sidney Olimpiyatları vardı, onun ardından NBA draftına girmesini öngörmüştü. Ancak kendinizi Dirk’ün yerine bir koyun. (Hayır, elinize bir Bud-Light almakla olmuyor) Parkeye adımınızı attığınızdan beri odanızı Jordan posterleriyle süslemişsiniz, bazı geceler Holger’den fırça yemeyi göze alıp NBA final serilerini seyretmişsiniz ve gözlerinizi kapatıp kendinizi televizyondaki oyuncuların yerine koymuşsunuz. Don Nelson ve Dallas Mavericks sizi almak için elinden geleni ardına koymayacağını söylemiş, ardından Boston Celtics yaz kampında size geleceğin Larry Bird’ü yakıştırması yapılmış, eğer 10. sıraya kadar seçilmezseniz Celtics tarafından Draft edileceğiniz sözü verilmiş. İsminizin Bird ile aynı cümle içersinde geçtiğini düşünebiliyor musunuz?

Dirk Nowitzki, Don Nelson, Steve Nash
Dirk Nowitzki, Don Nelson, Steve Nash

Mom? Mumph? Murphy!?

Ünlü bir Murphy yasası vardır. “Eğer yağmur yağacaksa, bardaktan boşalırcasına yağar.” Dirk’ün ilk NBA sezonunu bu cümleyle özetleyebiliriz aslında. İşin biraz derinliklerine indiğimizdeyse, Dirk’i izlerken en çok heyecanlanan ikinci isim, yani Don Nelson çıkıyor karşımıza. Mavericks koçu Don Nelson’ın entrikaları sonucu Nowitzki ve Nash’i 98 yılında kadrosuna katan Dallas, bu iki genç oyuncusuyla geçirdiği verimli bir hazırlık kampının ardından gelen Lokavt kararı ile sarsılır. Fiziksel olarak ligin uzunlarından bir hayli geride olan Dirk için bu açığını kapatma şansı doğsa da, Nowitzki’nin ihtiyacı olan maç tecrübesidir. Kolej kariyeri olmadan ve Almanya 2. liginden bir anda NBA okyanusuna atılan Dirk, 50 maçlık 98-99 sezonunda sudan çıkmış bir balık izlenimini verir.

Savunma yapamayan ve her pick&roll sonucu kısa oyuncuyla karşı karşıya kalan Dirk, ayaklarının yavaşlığı dolayısıyla da, ya kolay geçiliyor yada karşısındaki oyuncuyu faulle durdurmak zorunda kalıyordu. Bazı maçlarda takımının taşıyamacağı bir yük haline gelen Dirk, erkenden kenara geliyor, bir sonraki maçta da süre dahi alamıyordu. O sezon sadece 19 maç kazanabilen Mavericks’te Don Nelson yaptığı draft seçimleriyle istenmeyen adam olarak ilan edildi, Dirk ise Amerikan medyası tarafından NBA’de tutunamayan beyaz bir uzun…

16 yaşından beri Holger’in kanatları altında yuvadan ayrılmaya hazırlanan Dirk, tam hazır değilken uçmaya çalıştı ve yere çakıldı. Ancak bu sefer yalnızdı, Holger Teksas’a gelmemişti ve ona tek güvenen kişi olan Don Nelson’da tüm zamanınını Dirk’e ayıramıyordu. Kabus gibi bir sezonun bitişişin ardından, playoff yapamayan takımların oyuncuları erken yaz tatillerine çıktılar lakin Dirk Dallas’ı terketmedi. İki gün boyunca Don Nelson’a ulaşmaya çalıştı ancak bu çabalayışları karşılıksız kaldı. Kalbi kırılmış ve hayallerini duştükleri bir avuç sudan çıkarmaya çalışan Nowitzki, arabasına atladı ve tesislerin yolunu tuttu. Arabadan indi, yavaş yavaş Don Nelson’ın ofisinin olduğu koridora doğru yürüdü. Boğucu koridordu geride bırakırken, duvarlar üzerine üzerine geliyor, boğazı düğümleniyordu. Kapıyı nazikçe tıkladı, kapıyı açtı ve boğazını temizledi. Titrek bir sesle,

– Don, eve dönmek istiyorum.

 

Yazar: Feyyaz Sonbudak

İçeriği Puanla!

0 puan
Upvote Downvote

Total votes: 0

Upvotes: 0

Upvotes percentage: 0.000000%

Downvotes: 0

Downvotes percentage: 0.000000%

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir