, , , ,

Cleveland Cavaliers: Düşene En Sert Tekmeyi Kim Vuracak?

Cavaliers’ın düşüşünden kimler yararlanabilecek?

“Kanı akıyor! Kanı akıyor!”

Yakın tarihteki en etkileyici filmlerden biri olan 300 Spartalı’yı hatırlamayan yoktur. Filmin en etkileyici sahnesi belki de, Pers’lilerin kralı Xerxes’in, Kral Leonidas tarafından atılan mızrak tarafından yaralandığı bölüm ve takip eden kısımdır. Zira Xerxes, kendini yeryüzündeki tanrı olarak görmekte ve Leonidas’ın mızrağının yanağını kesmesiyle kanının akması, onu bu düşüncesinden uzaklaştırıp, bir nevi yerle yeksan eylemiştir. Kral Leonidas, son sözlerinde şöyle seslenir Xerxes’e: “Dünya, özgür halkların zalim bir hükümdara karşı durduğunu, bir avuç insanın bir orduya direndiğini ve daha bu savaş dahi bitmeden, bir tanrının kanının akabileceğini öğrenecek.”

Her sene, playoff sürecinden sonra NBA dünyası yeni krallarını seçiyor ve onları basketbol ilahlarının arasına yerleştiriyor. Geçen sene playoffları destansı bir şekilde kazandıktan sonra Cavaliers, adeta Yunan mitolojisinden çıkmışçasına bir Olympos Dağı, tanrıların mabedi olarak görülmeye başlanmıştı. Cavaliers bir organizasyon olarak Olympos ise, tanrıların başındaki pek kudretli ve yenilmez Zeus da pek tabii ki Lebron James’ti. Fakat sezonun ilerlemesi ile tanrıların ikametgâhı Olympos’un, biz ölümlülerden aslında o kadar da yukarıda olmadığını anlayan birkaç tane ölümlü oldu. Geçen sezonun tanrıları, bu sene her ne hikmetse o kadar da kudretli, o kadar da yenilmez gözükmüyordu. O kadar ki, sezon başında şampiyonluğun en büyük favorisi olarak görülen Cavaliers, sezon sonunda kendi konferansını dahi ilk sırada bitiremiyordu. Olan biten aslında şuydu, aynı Kral Leonidas’ın Xerxes’e gösterdiği gibi, basketbolun tanrılarının da “kanı akabiliyordu”. Tanrı-Kral James, sezon sonunda, aslında o kadar da yenilmez gözükmüyordu ve bu, birçok sıradan ölümlü takımın iştahını bir hayli kabartıyordu.

Masalsı girizgâhımızı yaptıktan sonra işi daha basit kelimelere dökelim.

Cavaliers bu sezonda, son birkaç sezonda hiç olmadığı kadar kırılgan gözüküyor. Kendi konferanslarını ikinci sırada tamamladılar ve göreceli olarak sezonun en kötü savunmalarından birine sahip olabilirler. Cavaliers’ı konferans finaline çıkartmamak için diğer takımların umutları hiç bu kadar yüksek olmamıştı.

Ama burada konuştuğumuz takım Cavs ve bu takımın başında, her ne kadar kanı yere damlamış ve köpek balıkları kan kokusuna üşüşmüş olsa da, Lebron James var. Kendi kendine taktığı “King/Kral” lakabı ilk başlarda birçok çevreye itici gelse de, artık kendisinin bu oyunun kralı olduğunu kabul etmeyen hemen hemen yok gibi. İnanılmaz bir kazanma hırsı, mükemmel bir fizik/atletizm karışımı, oldukça yüksek bir fundamental ve doğal liderlik yeteneği ile istediğinde yapamayacağı şey, yenemeyeceği takım veya ortadan ikiye ayıramayacağı deniz yok gibi Kral’ın. Etrafındaki Kyrie veya Love gibi parçaları katmadan söyleyebiliyoruz bunu hem de. Ancak, gelecek için tahminlerde bulunurken bazen doğaüstü olayların gelecek üzerindeki etkisini göz ardı etmek gerekiyor. Lebron James’in yeteneklerinin her zaman en üst seviyede olduğunu kabul ettiğimiz her karşılaştırmada zaten Cavaliers hep bir adım önde. Asıl soru da burada kendini gösteriyor: “Eğer Lebron James bir basketbol tanrısı gibi oynamaz ise, playoff’larda Cavaliers’ı, bu sezonki performansını göze alarak, kim alt edebilir?”

Baştan söylemem gerek, burada tüm analizleri yaparken aklımızdan çıkarmayacağımız birkaç husus var. İlk olarak, buradaki düşünceler tamamen şahsi ve evrensel olarak doğru olmak zorunda değiller. İkincisi, mesele Lebron’un ne kadar güçlü olduğu ve istediği zaman neler başarabileceği değil, normal sezon performansını göz önüne alarak Cavs’a rakip bulma çabası. Üçüncüsü, Cavs’ın mevzubahis takımları nasıl yenebileceğini ele almayacağız burada. Hali hazırda bunun birçok örneği var elimizde zaten. Mesele, Doğu Konferansı’nın öne çıkan takımlarının Cavs’ı neden alt edebileceği.

Boston Celtics: “Abi bi’ tur yenebilir miyiz?”celtics

Şahsi fikrime göre, Cavs’ı yenme ihtimali en az olan takımdan başlayalım. Doğu’nun lideri hakkında böyle konuşmak biraz garip, değil mi? Ama sezon içinde Cavs ile yaptığı 4 karşılaşmanın sadece birini (Kevin Love’ın oynamayıp zaten güçsüz Boston pota altını zorlamadığı) kazanan bir takımdan bahsediyoruz. 5 Nisan’da oynanan maçta, Doğu’daki en iyi takım raconunu kesme maçında, Cavs’ın Boston’a çektiği Clark’ı ve kahvedekilerin “Inının!” demesini tüm dünya takdir ederek izledi, MFÖ’ye selam çakarak.

Aslına bakılırsa bu analizde Boston’ın dahil edilmesinin belki de tek sebebi Doğu Konferansı lideri olmaları. İnsan ister istemez şampiyonluk adaylarından biri olarak mantığının ortasına yerleştirme eğiliminde olmalı, bir Konferans liderini. Ancak tartışmaya açık olmak ile birlikte, kendileri tarihin neredeyse (istatistiki olarak) en kötü konferans liderleri. 1978-79 Supersonics’inden beri 100 pozisyon başına rakibi ile olan sayı farkı en kötü olan takım +3.1 ile. Supersonics’in o sene şampiyon olduğunu belirtmekte fayda olmak ile birlikte, zamanın NBA’inde takımlar arasındaki farkların bu derecede açık olmadığını ve o senenin Supersonics’inin +2.7 olan sayı farkının Konferansın en iyi derecesi olduğunu da belirtmek lazım.

Kağıt üzerinde belki de ligin en iyi beşlerinden birine sahip Boston: Avery Bradley, Isaiah Thomas, Jae Crowder, Amir Johnson ve Al Horford. Uzaktan bakıldığında hemen hemen her takıma korku verebilecek bu ilk beş, mevzubahis 5 Nisan maçında adeta dağıldı. Dolayısıyla kâğıt üzerinde çok iyi olmak Cavs karşısında yeterli değil. Konferans birincisi olmak Cavs karşısında yeterli değil. Kafa olarak daha hazır, daha rekabetçi ve belki de en önemlisi, daha tecrübeli olmak gerekiyor Boston’a. Şu anda kendilerinde bunların pek mevcut olduğunu söylemek çok güç. Açıkça söylemek gerekirse böyle bir analizde yer verilmesinin çok uygun olduğu bir takım değil ama ne yaparsınız, adamlar konferans birincisi, gitmeseniz ayıp olacak akraba düğününde görüp muhabbet etmek zorunda kaldığınız baba tarafından akrabanın çocuğu gibi, muhabbetini geçirmeseniz olmaz.

Washington Wizards: “Catch Me If You Can!”

wizards

Catch Me If You Can/Sıkıysa Yakala, başrollerinde Tom Hanks ve Leonardo diCaprio’nun oynadığı, izlemesi pek zevkli bir kovalamaca filmiydi. Filmde ne kadar çabalarsa çabalasın, kovaladığı dolandırıcının sürekli olarak bir adım arkasında kalan bir polisin hikayesi anlatılıyordu. Playoff’larda olacak muhtemel bir Washington Wizards eşleşmesi de Cavs için böyle bir senaryoya dalalet olabilir. Zira şu anda Washington NBA’deki en hızlı geçiş hücumu basketbolu oynayan takım olabilir. Pozisyon başına 1.19 sayı (NBA 3.sü), %63.5 etkin saha içi isabet oranı (NBA 4.sü) ve en düşük top kaybı oranıyla, siz el kaldırıp peşinden koştuğunuzda sizde 50 metre ötede duran taksi gibi Wizards hücumları. Siz yetişene kadar basıp gidiyorlar. Buna karşın Cavs belki de hızlı hücumu en kötü şekilde savunan takım. Rakiplerine tanıdıkları %53 sayı oranı (hatta efektif yüzde %63!!!) ve hızlı hücum başına yedikleri 1.18 sayı ile Cavs, John Wall adlı boğanın önünde sallanan kırmızı pelerin gibi.

Bunun dışında Wizards eğer arzu ederse oyunu geniş alana yayabiliyor. Markieff Morris (%36), Otto Porter (%43.7) ve Bradley Beal (%40) tarafından oluşturulan dış şut tehditi, oyunu inside-out/iç-dış tehditi üzerinden oynayan takımlarda yardım savunması zayıflayan Cavs için çok büyük bir tehdit. Bu üçlünün içeriye “drive ettiği” pozisyonlar ile de bitiriciliği olduğunu unutmadan söyleyelim bunu.

Tüm bunların üzerine, bundan 3-4 sene öncesine kadar ham kişiliği ile kendinden tiksindiren John Wall’un, bu seneki ileri derecede rafine oyunu ve liderlik kapasitesini de ekleyelim. Şu anda Wall’un en büyük eksikliği istikrarlı bir şut tehdidinin olmaması. İşin asıl eğlenceli kısmı da şu, Cavs’da onu şuta zorlayacak kadar savunabilecek Lebron dışında kimse de yok. Lebron’u Wall’un üzerine verdiğinizde de muhtemelen bu seneki rafine ve paylaşımcı Wall çıkacak karşınıza, all star seçilmemesi (bence) haksızlık olan Beal, kendini geliştiren Porter ya da Hedo’nun eski Euro-kankası Gortat her zaman beslenmeye hazırlar. İşin kötüsü, onları da savunacak kimse yok.

Kısacası bu seneki tempolarını göze alırsak, olası bir Wizards-Cavs eşleşmesi, akıcı basketbolu ve bol sayıyı seven basketbol severler için enfes bir seri olabilir. Cavs için enfes olur mu, tartışılır.

Toronto Raptors: “Annem sizde varsa bir fincan geçen sezon intikamı alacak”

raptors

Bu sezonda olan takasların belki de en çok ses getireni, DeMarcus Cousins’ı Pelicans’a getiren takas oldu. Bütün NBA izleyicileri iki tane dominant uzunun, Pelicans’ın makûs talihine bir son vereceğini ve bir anda güç dengelerinin değişeceğini düşündü. Güç dengeleri değişti değişmesine ama beklenen değişim ve etki bambaşka bir takasta, bambaşka bir takım lehine oldu. Serge Ibaka ve PJ Tucker’ı soğuk kuzeye getirip kadrosuna katan Raptors bir anda NBA’in belki de en “tam” takımına dönüştü. Büyük değişim beklenen Pelicans yerlerde sürünürken, yeni bir takım görüntüsü çizen Raptors güçlü ve başa güreşen bir kadroyu oluşturdu.

Serge Ibaka, Raptors’a hep ihtiyaç duyduğu şeyi kazandırdı, orta/uzun mesafe şutu olan bir çember koruyucusu. DeMarre Carroll’dan istediğini alamayan Raptors için ise, birden fazla pozisyonu rahatlıkla savunabilen PJ Tucker ilaç etkisi yarattı. Şu ana kadar başarıyla savunabildikleri listesinde bir adet Lebron James’in de olduğunu belirtmek, Cavs’ın muhtemel bir eşleşmeden ne kadar mutsuz olacağının işareti olsa gerek.

Bu takviyelerle birlikte Raptors bir anda Cavs adlı güçlü zehirin, bir o kadar güçlü panzehirine dönüştü.

Cavs’ın savunması mı kötü? Raptors şu anda belki de ligin en güçlü savunma kadrosuna sahip. Cavs’ın bench derinliği mi yok? Valanciunas, Ibaka, Carroll, DeRozan, Lowry, Tucker, Powell, Joseph. Raptors şu anda Cavs gibi, bir süperstar etrafına kurulu nispeten güçlü oyunculardan oluşan takımları savunmak için tüm silahlara sahip. Ha bir de, koç Dwane Casey ve savunma bilgisi var, karşısında da savunma bilgisi aşikâr olan Tyron Lue.

Tüm bunlara ek olarak, savunmada zorlanan bir takımı daha da zorlayacak şekilde, mütemadi olarak skor üreten bir kadrosu var Raptors’ın, kabul. Bu da yetmezmiş gibi, Cavs’ın belki de savunmakta en çok zorlandığı pick and roll hücumlarında Raptors belki de ligin en iyisi olabilir. Lowry şu anda pozisyon başına 1.07 sayı ortalaması ile ligin en iyi pick and roll hücumcusu. Karşısında ise, rakip guard’ı savunduğunda, pick and roll savunmalarında takımının hücum başına 0.96 sayı yemesine müsaade eden Kyrie var, ligin bu istatistikte en kötü ikinci oyuncusu. Hadi Kyrie ne yaptı etti bir şekilde savundu Lowry’yi, aynı istatistikte pozisyon başına 0.97 sayı üreten DeRozan var bir de yetmezmiş gibi. Pick and roll’dan sıkıldınız mı? Ligin isolation hücumlarında lideri olan DeRozan’a topu verirsiniz. Ondan da mı sıkıldınız? Alçak post’ta %45.4 verimlilikle oynayan Valanciunas’a verirsiniz topu. Ondan da mı sıkıldınız? Topu, nokta atışlarında ligin en iyi yüzde 10’unda olan Lowry/DeRozan ikilisine verirsiniz.

Görüldüğü üzere, hem savunmasını bir değil belki dört kademe arttıran, hem de hücum çeşitliliği olarak, kötü savunmacı bir Cavs’ı çılgına çevirebilecek bir Raptors var All star arasından sonra. Şahsi düşüncem, bu sene Doğu Finali’nde göreceğimiz türde bir karşılaşma olur, olası bir eşleşme. Yıllardır Doğu’nun hasret kaldığı kıran kırana, akıp giden, hırsın tavan yaptığı ve hatta vurdulu kırdılı bir eşleşme olması için İbrahim Tatlıses misali kıbleye doğru dönüp ellerimizi açmamız caizden de öte.

Kıssadan hisse, Lebron James’in dahil olduğu ihtimalleri tartışmak her zaman zor. Ama bu sene Kral’ın kanı bir kez suya damladı. Artık, yıllardır demir yumruğuyla yönettiği Cavs adasının etrafında kan kokusuna doluşmuş köpek balıklarının üşüştüğü bir Lebron James var. Merak ediyorum, bu sene Cavs’ın canını yakacak bir Jaws çıkacak mı?

Yazar: Emre Ersun Uysal

İçeriği Puanla!

0 puan
Upvote Downvote

Total votes: 0

Upvotes: 0

Upvotes percentage: 0.000000%

Downvotes: 0

Downvotes percentage: 0.000000%

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir