, , ,

“İzin Verin De Bir Maç Soluklanayım!”

Süper starların dinlendirilmesi üzerine bir beyin fırtınası.

Yorgun Savaşçılar

İzleyenler bilirler, Amerika Bileşik Devletleri’nde bir sporun “spor” olarak kabul görebilmesinin öncelikli kuralı, kitleler tarafından izlenebilmesidir. Kitleler tarafından izlenebilmesi için de öncelikli kuralı rekabetçi, eğlenceli ve pazarlanabilir olmasıdır. NBA’in tüm dünyada kabul görmüş ve izlenen bir spor kurumu olmasında da aslında bu Amerikan mantığı yatıyor. Organizasyonların her zaman birbiriyle rekabet edebileceği bir zemin olması bir etken. Draft pick’ler ve maaş sınırlamaları ile takımların güçleri belli ölçüde denk tutulmaya çalışılıyor. Gerek her maçtaki devre arası şovları, gerekse yıl içerisindeki All-Star gibi etkinlikler ile izleyiciye sürekli olarak eğlenebileceği unsurlar veriliyor. Son olarak da pazarlanabilirliğin en önemli faktörü pek tabii ki süper yıldızlar.

Süper yıldız dediğimiz kavramlar NBA gibi organizasyonların reklamlarını yaparken kullandıkları yüzler olması sebebiyle NBA açısından çok önemli. NBA’in dünya üzerinde belki de bu kadar bilinir olmasının temel sebeplerinden biri, 1980’lerin sonundan itibaren idolleşen isimlerin, uluslararası spor markalarının desteğini arkasına alması. Bu destek aslında boşu boşuna olan bir destek değil tabii ki, milyarlarca dolarlık bir spor markası olarak ürünlerinizi sadece ABD’de mi satmak istersiniz, yoksa bu satışı aynı zamanda 3 milyarlık bir Asya pazarında da satmak işinize gelir mi? Bunun sonucunda, bilinirliğinin üst seviyelere çıkması, dünya çapında sporseverlerin bu süper yıldızların performanslarından etkilenerek sürekli bir takip beklentisi içerisinde olması ve dolayısıyla bu “idol”lerin basketbolun kimliğinden ayrı olarak birer marka haline gelmesinin NBA’e olan katkısıdır. Marka haline gelmekten kasıt aslında iki türlü. Bahsettiğimiz şey, Michael Jordan gibi sözlük manası ile bir marka haline gelmek anlamına gelebiliyor kimi zaman. Lisede Air Jordan giyen çocuğun 90’larda yaptığı inanılmaz karizmayı yaşıtlarım hatırlıyor, değil mi? Öte yandan, “marka haline gelmek”, tarz ve temsil ettiği değerler ile bilinirliğinin artması demek oluyor aslında. Saçlarını aynı onun gibi ören gençlere ilham veren Allen Iverson ya da tek pota maçlarda fade away atılmaya çalışılan her basketten sonra akla geliveren Dirk Nowitzki esameleri gibi. Kıssadan hisse, NBA bugün 7 kıtada milyarlarca insan tarafından izlene gelen bir organizasyon.

Tartışmaya açık olmakla birlikte, otuz küsür takımın her birinin minimum 82 maç yaptığı bir sezonla, izleyiciye en çok “spor” vaad eden organizasyon olmasına rağmen, bu izlenilirliğin aslan payı bu “spora doymak” değil. Aslında sizin sahada görmek istediğiniz, o sporun en üst noktasındaki, diğer alelade ölümlü basketbolculara Olympos dağının tepesinden bakan spor ilahları bu arenayı bu kadar izlenir kılan.

Dolayısıyla, NBA için yıl boyunca kendini kayda değer kılabilmenin en önemli unsuru, bahsettiğimiz süperstarların, “Abi işte bilmemkimin maçı var da şunun takımı” cümlesindeki şu’ların sahada olması ve izlenme oranlarını arttırması oluyor. Aslında mantık çok basit; köfte ekmeği meşhur bir yere gittiğinizde, köfte ekmeğin içinde köfte yoksa, geri kalan marulu veya domatesi veya mayonezi tüketip de tatmin olma olasılığınız sıfıra yakınsıyor. Burada köfteden kasıt bir Lebron James, bir Kawhi Leonard, bir Russell Westbrook tabii ki. Dolayısıyla NBA için ticari olarak belki de can damarı demek, her gün en az bir süper starı televizyon başında / spor salonunda izleyebilmeniz. Bunun gerçekleşmesi için de NBA elinden geleni ardına koymuyor açıkçası. Nihayetinde, bu senenin belki de saha dışında en çok konuşulan meselesine geliyor konu; süper starlar sezon boyunca bazı maçlarda dinlendirilmeli mi? Bu ne kadar doğru? Ne kadar yanlış?

Stephen Curry
Bu tartışmaların başlamasında faktör olan Stephen Curry

NBA Bu Konuda Ne Diyor?

Aslına bakarsanız konunun NBA yönetimi açısından ne anlama geldiğini daha yazının en başından beri söylüyoruz: NBA sezon içerisinde oyuncu dinlendirmeye karşı. 20 Mart öğleden sonrasında NBA Başkanı Adam Silver, bütün takım sahiplerine gönderdiği bir uyarı notunda, “Ulusal kanallarda yayınlanacak maçlardan evvel takım yıldızlarını dinlendireceğini NBA yetkililerine bildirmeyen takımlara ciddi ve katı yaptırımlar uygulanacağını” belirtti. Bu uyarı, 11 Mart’taki Spurs maçında Curry, Thompson, Green ve Iguodala‘yı dinlendiren Warriors ve bir hafta sonrasonda da Clippers karşısında Big 3’yi dinlendiren Cavaliers’ın mevzubahis hareketlerinden sonra geldi. Peki, bu bahsedilen yaptırım ne kadar ciddi olabilir? Bu yaptırıma bir örnek olarak, o zamanın NBA Başkanı David Stern, 2012 yılında, Heat karşısında Duncan, Ginobili, Parker ve Danny Green‘i dinlendiren Spurs takımına 250,000 Dolar gibi akla ziyan bir para cezası uygulamıştı. Bütçelerin hem NBA, hem de finansal denetim ve muhasebe firmaları tarafından çok sıkı şekilde incelenip belli sınırlar içerisinde tutulduğu NBA gibi bir organizasyonda, bu meblağ yenilir yutulur bir tutar değil. Bu kadar ağır cezalar verilmesinin temel sebebi de pek tabii ki potansiyel maddi kayıplar. Bunların içerisinde, süper starların olmadığı maçların izlenme oranlarının düşmesi ile birlikte düşen reklam gelirleri, sponsorların tepkileri, taraftarların huzursuzluğu ile düşen bilet kazançları, uluslar arası yayın gelirlerindeki düşüş gibi belki de onlarca kalem sayılabilir.

Şahsi görüşümü katarak söylüyorum, çok büyük bir yetenek ve belki de son 20 yılın en zeki uzunu olmasına rağmen, belki de Çinli değil de İngiliz olsa, Yao Ming’in göreceği ilgi düzeyini şöyle bir aklınızdan geçirin.

Sonra da NBA’e adım atması ile birlikte NBA’in ona gösterdiği ilgiyi ve daha ilk maçında onu süper star kategorisinde pazarlamasını düşünün. Sebebi çok basit; Çin gibi 2 milyar insanın yaşadığı bir pazar NBA için inanılmaz iştah kabartıcı ve bu pazara hitap edebilmek için de ellerinden geleni yaptılar. Düşünün, adam emekli olalı kaç sene oldu, hala NBA TV’de Yao belgeseli, sonra Yao vs Shaq röportajları, sonra klasik NBA maçlarında Yao şu kadar sayı attıydı maçı. Yahu adamlar sırf pazara hitap edebilmek için Çin yeni yılını 2 ay boyunca kutlayan reklamlar döndürdüler, düşünün bu sporun ticari yanının NBA için önemini!

Oyuncular Açısından Dinlenmenin Önemi

Dolayısıyla oyuncu dinlendirmeye NBA yönetiminin bakış açısını anlamış bulunuyoruz. Peki, asıl aktörler bu konuda ne düşünüyor? Misal, dinlendirilen taraf olarak oyuncuların bu konudaki bakış açısı ne? Veyahut da, bu dinlendirmenin onlar açısından yararı ne ölçüde de, koçlar yer geldiğinde bu yola başvuruyor?

İşin bilimsel yönüne bakılacak olursa, istatistiki açıdan, arka arkaya günlerde oynanan deplasman maçlarında oyuncuların, evlerinde oynadıkları maçlara göre tam yüzde 350 daha fazla sakatlandıkları gözlemlenmiş. Normal sezona 82 maç sıkıştırmaya çalışan NBA yönetimi, takımları deplasman turlarına çıkararak yeri geldiğinde 13 günde 8 maç gibi, biz ölümlülerin imkansız gözüyle baktığı bir tempoya maruz bırakıyorlar.

Bir de bu kadar sık maç yapmanın yanında, 13 günde 8 farklı şehire alışmak gibi bir sıkıntınız olabiliyor. Binlerce metre yükseklikte Denver’da buz gibi havada maç yapan bir takım, ertesi gün 35 derece sıcakta Los Angeles takımlarına misafir oluyor, yetmiyor, iki gün sonra Minnesota eyaletinde Karlı Kayın Ormanı’nı arıyor. Bu ölçekteki basınç, sıcaklık ve ortam değişiklikleri de oyuncuları bir hayli zorluyor. Bahsettiğimiz dinlendirme maçlarını dikkate alırsanız, ekseriyetle hemen hepsinin deplasman turnelerinin ya başında ya da başına yakın zamanlarda olduğunu görürsünüz. Tüm bu etmenler göz önüne alındığında, sporcu sağlığı bağlamında, dinlendirme kavramı bir lüksten ziyade, bir zorunluluğa dönüşebiliyor. Jazz karşısında 38 dakika sahada kalıp 33 sayı 10 rebound 6 assist yapan Lebron James, maçtan sonra artan ağrıları ve yorgunluğu sebebi ile ertesi günkü Clippers maçında dinlenmek isteyebiliyor, bu konuda görüşü alınan takımın tıbbi danışmanları da bu öneriyi destekleyebiliyor (James’in bu sene Lowry’den sonra tüm NBA’de en çok süre alan oyuncu olduğunu da ekstra belirtelim). Ve bu karar da dolayısıyla, tamamıyla mantıklı olabiliyor. Nihayetinde, kayda değerliğini yitirmemek adına pazarlanabilirlik ile yürüyen bir makina yaratan NBA yönetimi, yakıtını da oyuncuların sağlığını göz ardı ederek izlenme paylarından almaya çalışıyor anlayacağınız.

Bu konuda Kyrie Irving‘in hem oyuncu sağlığı, hem değişen şartlar, hem de sezon hedeflerini birleştiren bir görüşü oldu kısa zaman öncesinde, “Dinlenmenin ne kadar önemli olduğunu size anlatamam. Bizden evvelki senelerde 82 maç oynayan veteranlar oldu ve onların da kendilerince görüşleri var fakat zaman artık değişti. Vücudunuzu akıllı bir şekilde korumak ve sezon sonunda varmak istediğiniz yer asıl önemli şey. Biz bir şampiyonluk, bir play-off yarışı içerisindeyiz” dedi.

Koçların Bakış Açısı

Öte yandan oyuncuların dinlendirilmesi daha evvelinde de birçok kez karşılaştığımız bir konu ve bu konuda da en çok bilinen isim Koç Pop. Spurs takımı, oyuncularını sezonun değişik zamanlarında dinlendirmesi ile bilinen bir takım. Bunu o kadar tepkilere aldırışsız şekilde yaptılar ve yapıyorlar. 2012 senesinde 76’ers’a karşı 93-76 kazandıkları maçta (76’ers’a 76 sayı izni vermek tam Spurs’lük bir olay), Tim Duncan‘ı “yaşlı” olduğu gerekçesi ile oynatmamışlardı. Spurs’un kadro kağıdında isminin yanında DND/did not dress – old yazmaktaydı, bu da o zamanın basketbol çevrelerinde sağlam bir eğlence malzemesi olarak ele alınmıştı. O maçta kenarda oturan Duncan’ın, doğasına tamamen zıt bir şekilde teknik faul alması da çok ayrı bir enstantanedir.

Tim Duncan: Giyinmedi - Yaşlı
Tim Duncan: Giyinmedi – Yaşlı

Konuya geri dönmek gerekirse, dinlendirme mantalitesi yer etmiş olmasına rağmen, Spurs’ün bu uygulamasının mimarı Koç Pop’ın, izleyicilerin dinlenen oyuncuları izleyemediklerinde yaşadıkları hayal kırıklıkları hususunda empatik davrandığını da eklemek lazım. “Bir şekilde orta yolu bulacağız. Elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz çünkü bu bir eğlence aracı. Basketbolu seviyoruz ve işimiz bu. Bu açıdan bakıldığında en saf duygulara sahibiz. Ama (bu sektörden ekmek yiyenler için) maaşların nasıl ödendiğini de biliyoruz. Demokratlar ve Cumhuriyetçiler’den çok daha iyi bir şekilde bir araya gelip anlaşacağız.” diyerek dinlendirme konusunun ve bunun izleyiciler ve NBA yönetimi ile oyuncular/koçlar arasında bir husumete yol açtığının farkında olduğunu ve bir orta yolun bulunması gerekliliğini de gördüğünü belirtiyor Popovich.

Bu İşin İçinden Nasıl Çıkılacak?

Peki, bu sorunun mevcut bir çözümü var mı? Aslına bakarsanız var ve bunu da daha önce de belirttiğimiz gibi David Stern daha öncesinde uyguladı, “Ali kıran baş kesen” yöntemi ile takımları oyuncularını dinlendirmekten men edip, aksini uygulayanlara para cezası vb. yaptırımlar uygularsınız. Ancak bunun uzun vadede NBA’e geri dönüşünün çok sağlıklı olmayacağı da aşikâr. Dinlenmesinin uygun düşeceği bir maçta dinlenmemesinden ötürü kalıcı bir sakatlık yaşayıp pazarlama değerini sonsuza kadar kaybeden Lebron James gibi bir süperstar, izlenme oranlarında çok büyük bir düşüşe sebep verecektir. Buna ek olarak, ABD’de, ülkemizdeki örneklerinden çok daha aktif bir şekilde çalışıp oyuncu özlük haklarını koruyan bir oyuncular sendikası mevcut. ABD gibi, iddiaların gerçekliğinden ziyade medyatikliği ve dramatikliği üzerinden değerlendirmelerin yapıldığı bir hukuk sisteminde, sakatlanan oyuncuların yaşadığı kayıpları tanzim etmenin peşini bırakmayacak bir oyuncular sendikası, NBA’in bu konuda kesin yaptırımlar almasını, en azından uzun vadede engelliyor.

İkinci yöntem ise normal sezon maç sayılarını azaltmak. Bu durum da, NBA yönetiminin, defalarca söylediğimiz üzere en büyük çekincesi olan, olası maddi kayıplardan ötürü belki de hiç ama hiç yanaşmayacağı bir seçenek olarak duruyor masada. Çok fazla üzerinde düşünülecek bir yöntem değil. Az maç, az gelir. “Adam Silver dislikes your comment.”

Üçüncü seçenek ise NBA yönetiminin daha fazla ayak diretmemesi ve oyuncu dinlendirmeyi kabul edilebilir bir uygulama olarak serbest bırakması olacak. Seneler boyunca belli aralıklarla dinlendirilen bir Duncan’ı neredeyse 45 yaşına kadar dünya gözüyle en az iki nesil izleyip kendine idol olarak seçebildi. Normal sezon maçlarının yüzde 6,5’ini dinlendirilerek geçiren Lebron James’i, ilerlemiş yaşına rağmen hala en çabuk, en güçlü ve en dominant haliyle izleyebiliyoruz.

Sonuç olarak, Popovich’in de dediği üzere, bütün tarafların belli ölçüde fedakarlıklar yapmak durumunda olduğu bir an gelecek. Belli faktörlerden ötürü NBA’in yapısını değiştirmenin neredeyse imkansız olduğu bir gerçek.

Ancak taraftarların da, dinlenen oyuncuları “zayıf” veya “korkak” olarak yaftalamadan önce, onların da bizim gibi kas dokusu ve kemiklerden oluşan vücutlara sahip, mesleğini vücutları ile idame ettiren ve iş bu vücudu koruyarak aslında akılcı, mantıklı ve uzun vadede her kesim için faydalı bir eylemde bulunan insanlar, evet, “insan”lar olduğunu kabul etmesi gerekiyor.

Kabul etmek gerekir ki, televizyonu açtığınızda izlemek istediğiniz kişi Boris Diaw, Corey Brewer ya da herhangi bir üçüncü rotasyon oyuncusundan ziyade Kawhi Leonard, Russell Westbrook, LeBron James ya da Kyrie Irving. Ancak, her reklam arasında çarşaf çarşaf “NBA Cares” diyip, organizasyondaki bireylerin insan yaşamına ne kadar güzide şekilde değer verdiğini, bunların yaşam kalitesini yükseltmek için ellerinden geleni yaptığını gösterirken, bir yandan da organizasyona tüm değerini veren “emekçi”lerini robot gibi çalıştırmak da, nasıl desem, en hafif tabiri ile ironi, daha az hafif bir tabir ile iki yüzlülük oluyor.

Yazar: Emre Ersun Uysal

İçeriği Puanla!

0 puan
Upvote Downvote

Total votes: 0

Upvotes: 0

Upvotes percentage: 0.000000%

Downvotes: 0

Downvotes percentage: 0.000000%

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir