, , , , , , , , ,

Kalkanlar Daha Parlak, Kılıçlar Daha Keskin!

Golden State Warriors’a kim kafa tutucak?

Arkamızda bıraktığımız sezonda, eğri oturup doğru konuşmak gerekirse, Warriors’ın çıtayı insanın ağzının tadını kaçıracak ölçekte yukarılara çıkardığı bir manzaraya şahit olduk. Meşhur “Lost Çok Bozdu” parodisinde olduğu gibi, fakat iyi çıkardılar, daha da çıkarmazlar dedik, daha da çıkardılar, önünü alamadı kimse. Oynadıkları basketbol meyvesini, play-offlarda sadece bir yenilgi aldıkları bir şampiyonluk olarak verdi. NBA takımlarındaki oyuncuların yüzde 20’si, sezon öncesi dönemde belki de sırf tek bir sebepten yer değiştirdi: Warriors’u alt etmek. Ancak çoğu insanın gözünde, bu hala o kadar kolay bir iş değiş. NBC Sports’tan Kurt Helin’in değişiyle, “sağlıklı ve sorunsuz bir Warriors’ı herhangi bir takımın yenme olasılığı, üzerinize bir kahve otomatının düşüp ölme olasılığınızla eşdeğer. Neredeyse imkânsız ama yine de bir ihtimal var.”

Peki, insanların Warriors basketbol anlayışını bu ölçüde arşa taşıdıkları bir ortamda, geri kalan 29 takımın bu hususta hiç ama hiç mi şansı yok? Açıkçası, dramayı ve abartıyı inanılmaz seven Amerikan medyası kadar imkânsız bir olay değil bu benim gözümde. Hatta ve hatta birkaç takımın Warriors hegemonyasına son verebilmek için ellerinde birçok sebep ve etken var. Hangi takımlar? Bir çırpıda sayalım.

  1. Cleveland Cavaliers

cavaliers

En başta, şu anda dünyadaki en büyük basketbol oyuncusuna sahipler: LeBron James. Gel gelelim, Kral’ın varlığı, geçen sene Warriors karşısında neredeyse süpürülmelerine engel olmadı. LeBron gibi hırsla çalışan bir lokomotifin önderliğinde, bu sene işlerin işleyişini biraz değiştirdiler. Bir kere, geçen sene hiç olmayan bir derinliğe sahipler. İkincisi, geçen seneye nazaran (teoride) daha fazla savunma yapabilecek bir takıma sahipler. Geçen sene LeBron’u durdurabileceğini düşündüğüm (ve pek tabii ki yanıldığım) Crowder, Wade, ne yaptığının farkında olan bir Kevin Love, savunma açısından çok eksiği olan bu takımı bir kademe yukarı taşıyacaktır. Buna ek olarak, 2017-18 sezonunun en azından Ocak ayına kadar olan kısmını kaçırması neredeyse kesin olan Isaiah Thomas’ın geri dönüşünden itibaren, kendisinden geçen seneye kıyasla %70 kadar bile yarar sağlayabilecek olan Cavs’ın oyun planı çeşitliliği de ziyadesiyle artacaktır. Kim ne derse desin, Rose/Thomas – Wade – Lebron – Crowder – Love beşine sahip bir takım, olağan bir günde, şampiyonluğun en büyük adaylarından biri olur.

  1. Oklahoma City Thunder

thunder

Şüphesiz yazın en çok ses getiren transferlerini yapan ekip oldular. Geçen sezon tam bir tek kişilik şov takımı olan Thunder, varını yoğunu tek bir kişinin sırtına yükleyerek gidebildiği yere kadar gidebildi. Böylesine bir sorumluluğu kendisinden başka herhangi birisi alsa sezon ortasında çatlayıp öleceğinden olsa gerek, Westbrook tarihi bir sezonun ardından MVP ödülüne ulaştı. Ama OKC bu sene, tek tabanca (Tek tüfek? Tek top? Tek Kıtalararası Balistik Füze?) giden bir takımın şampiyonluğunun her daim sukut-ü hayal olacağının farkında olarak, Russ’ın yanına inanılmaz iki parça daha ekledi; Paul George ve Carmelo Anthony. Bu iki hamle aynı anda birçok katkıyı da beraberinde getirecektir. Yükü azalan bir Russ, dengeli dağılan ve daha çeşitli hücum planlaması, savunmadaki dirilik ve takımdaki şampiyonluğa aç yıldız oyuncu sayısındaki artış, gibi. Ancak, potansiyeli bu derecede yüksek bir takımın başarıya ulaşması için, üç başlı cehennem köpeği Kerberos gibi, her bir başın hem kendi iradesine sahip olacağı, hem de diğer başla çatışmayacağı bir uyumu sağlayabilmesi gerek. İşin OKC açısından sıkıntılı tarafı, başlar çok büyük. Ama muhtemelen, büyük başın getirisi de çok büyük olacak.

  1. Houston Rockets

rockets

Rockets’ın sayı bulma hususunda geçen sene de hiçbir problemi yoktu. Hatta Warriors’ın durdurma konusunda en çok endişelendiği takım oldular. Mesele de hiçbir zaman sayı atmak olmadı, mesele hep attığından daha az yemek oldu. Bu sene, geçen senenin korkulan hücum gücüne, belki de ligdeki en kaliteli oyun kurucu olan Chris Paul’u eklediler. Dolayısıyla bu sene Houston’ın 120 sayı barajını aşacağı kaç tane maç izleriz, hayal dahi edemiyorum, muhtemelen bıraksanız sabaha kadar sayı atarlar. Geçen seneden farklı olarak Houston’ın eli, bu sene savunma açısından bir ölçek daha iyi. Chris Paul elit olmamakla birlikte iyi bir savunmacı. Buna ek olarak, Clint Capela, geçen sene “Lebron’u durdurur!” tahminlerimde beni kazıklayanlardan ikincisi olsa da çok iyi bir savunmacı olan PJ Tucker ve Luc Mbah a Moute gibi yan parçalarla, savunmayı sadece bir tık olsa dahi arttırarak inanılmaz bir sezon geçirebilirler. 120 atmak onlar için çok kolay, Warriors’tan 119 yerlerse alan memnun, satan memnun olur zaten.

Houston’ın atacağı/yiyeceği/fark atması gereken sayı hususunda da şansın da yardımı ile bu kadar öngörülü olmak, hoşuma gitmedi değil 🙂 İlk maç 122-121 Rockets üstünlüğü ile tamamlandı.

  1. San Antonio Spurs

kawhi

Her “en iyi” listesinin vazgeçilmezleri. Bu sene, şampiyonluk adayları arasında adları çok anılmasa da, herkesin unuttuğu bir gerçek var. Geçen sene bu takım tam 61 maç kazandı. Uzunları Gasol ve Aldridge istisnasız her takımın (belki Pelicans hariç) sahip olmak istediği pota altı gücü. Kawhi Leonard, sağlıklı olduğu takdirde, ligin bu seneki en büyük MVP adaylarından biri. Ligin tartışmasız en iyi iki yönlü oyuncusu aynı zamanda. Buna ek olarak, istediğinde tüm bir takımı sırtına alıp taşıyabilecek kadar soğukkanlı olduğunu da geçen seneki play-off’larda açıkça gördük. Hepsinin üstüne de, pastanın en tepedeki katındaki vişne misali, Koç Pops. Üstünde yazı yazdığım masayı bile birkaç haftalık pre-season kampıyla rotasyon oyuncusu yapabilecek bilgi ve tecrübe deryası, sezonlar boyudur Spurs organizasyonunun en büyük kozu. 2000’li yılların ortalarında çok rahat şekilde şampiyon olabilecek olan Spurs, güç dengelerinin inanılmaz bozuk olduğu bir ligde ne ölçüde başarılı olacak, sanırım bize bunu Kawhi’nın bileği söyleyecek.

  1. Boston Celtics

celtics

Belki de ihtimallerin kendisi için en düşük olduğu takım Boston Celtics. Ama unutulmaması gereken bir gerçek var ki, bu listedeki herhangi bir takımın Warriors karşısında başarıya ulaşması için birden çok “şöyle olursa, böyle giderse, taş düşerse veya ayı çıkarsa” tadında ihtimallere ihtiyacı var. Bir de, konuştuğumuz takımın Doğu Konferansı’nın en iyi ikinci takımı olduğunu göz ardı etmemek gerek. Bir süperstarını kaybedip Kyrie ve Gordon Hayward gibi iki süperstar kazanan bir takım olan Boston, öncelikle Doğu’da Cavs için, sonrasında ise Warriors için ciddi bir tehlike haline gelebilir. Bir de, neslinin belki de ham yetenek olarak açık ara en iyi basketbolcusu olup, sürekli abisi Lebron’un gölgesinde kalmış olan Kyrie için kanıtlanacak o kadar çok şey var ki. “İşte geldim burdayım, ben bu işte ustayım!” demek için içi içini yiyen Kyrie, bu sene inanılmaz bir patlama yapabilir. Belki de bu sene NBA’de güneş Doğu’dan doğar, kim bilir?

Bu yazıyı yazmaya başladığımda henüz Gordon Hayward’ın kadere lanet okutan, iç acıtıcı sakatlığı vuku bulmamıştı. Sabah işimize pratikte ağlayarak gitmemize sebep olan bu talihsiz husus, Boston’ın şampiyonluk şansını elbette ziyadesiyle etkileyecektir. Asıl mesele, ilk Cavs macerasındaki Lebron gibi, etrafında şimdiki “Big Team”ler gibi büyük oyuncular olmadan, Kyrie’nin takımını nereye kadar taşıyabileceği. Eğer Lebron’un gölgesinden hakikaten kurtulmak istiyorsa, Lebron gibi, takımı bir başına taşıyabileceğini kanıtlamalı.

Sonuçta, çok tek taraflı bir 2016-17 sezonuna müteakip, ligde dengeleri ciddi şekilde değiştirecek ölçekte güçlenen takımların sahne alacağı 2017-18 yılına girmek üzereyiz. Ben dahil bütün basketbolseverlerin isteği, bol rekabetin olduğu, herkesin birbirinin bileğini büktüğü bir sezon olması. Herkesin, evet, Warriors’ın da. Asıl soru, kimin bileği o kadar güçlü?

Yazar: Emre Ersun Uysal

İçeriği Puanla!

0 puan
Upvote Downvote

Total votes: 0

Upvotes: 0

Upvotes percentage: 0.000000%

Downvotes: 0

Downvotes percentage: 0.000000%

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir