in , ,

BEĞENDİMBEĞENDİM TERTEMİZTERTEMİZ

Michael Jordan Belgeseli: The Last Dance 5. Ve 6. Bölüm

Bu bölümlerde bizleri neler bekliyor?

Her Şey Jordan!

Geçen haftaki the Last Dance yazımızın başında, o zamana kadarki deneyimlerimizden hareketle şu şekilde bir cümle kurmuştuk: “Anlaşılan o ki the Last Dance bir Jordan belgeselinden çok, 90’ları domine eden Bulls hanedanlığının bir 10 yıllık hikayesini, neredeyse 30 yıllık bir arka plan ile anlatan, bir çok perspektifi barındıran bir tanıklık hikayesi olacak.” – Fena halde yanılmışız. Zira belgeselin üçüncü haftasında gösterime giren beşinci ve altıncı bölümün bize gösterdiği bir şey varsa bu belgesel, Bulls hanedanlığının son senesine adını veren planlamayı kendine isim olarak kullansa da bir Bulls belgeseli değil, bir Michael Jordan manifestosu. Bu hafta izlediğimiz bölümlerin tamamiyle Jordan odaklı olması, bize yine her zaman, her yerde odağın Jordan olduğunu hatırlattı.

——— SPOILER İÇERİR ———

Dördüncü bölümün sonunda 1998 yılında, All-Star arasına girmeden hemen evvel bıraktığımız, şampiyonluk peşinde koşan bir Bulls vardı. Beşinci bölümün açılışını da mevzubahis senenin All-Star etkinliği ile yapıyoruz. Muhtemelen merhum Kobe’nin başına gelenlerden sonra kurgusu değiştirilip, belgesele sonradan eklenen bir bölüm ile Jordan’ın Kobe ile karşı karşıya geldiği haftasonunun kısa bir panoraması ile bölümü açıyoruz. Burada herkesin dikkatini cezbeden bölüm ise kuvvetle muhtemel Kobe’nin, oyununu ne ölçekte Jordan’ın üzerine inşa ettiğini anlattığı bölüm olmuştur. İçimizi sızlatan bir kaç dakikadan sonra belgeselin alamet-i farikası olan flashbackler ile tekrar 1992 senesine dönüp, ilk önce 1992 play-off’larında Blazers ile karşılaşan Bulls ve içlerinde meşhur “omuz silkme” maçının da olduğu şampiyonluk öyküsüne göz atıyoruz.

Bu noktadan sonra ise Bulls’un ikinci şampiyonluğu sonrası gelen Barselona olimpiyatları ve Dream Team efsanesine geçiyoruz. Tabii geçen haftanın getirdiği tartışmalar halen cazip: Thomas’ı takıma Jordan mı aldırmadı? Burada ihalenin kendisine kalmasını pek de umursamayan ama yine de durumun tamamiyle kendisinden kaynaklanmadığını belirtmeden de geçemeyen Jordan’ın açıklamalarını dinliyoruz. Tabii Dream Team sadece bu kısır tartışma ile anılacak bir olgu değil. Dünyanın en iyi 11 basketbolcusunu bünyesinde barındıran bir takımın spor dünyasını nasıl domine ettiğini, NBA’i dünya sahnesinde bir spor organizasyonu olarak nasıl ulaşılmaz bir yere taşıdığını ve bunların en başında Michael Jordan’ın nasıl bir yarı-ilah konumuna geldiğini görüyoruz. Tabii bu sırada tabiri caizse “arada kaynayan” Toni Kukoç ile bolca empati yapıldığına da eminim.

Jordan’ın yarı tanrılık statüsüne bolca vurgu yapılan bu bölümde bu konumu destekleyebilmek için Jordan’ın kariyerinin başlarına bir yolculuk yapıyor ve Air Jordan efsanesinin ne denli muazzam boyutlara ulaştığına da tanık oluyoruz. Benim de dahil olduğum nesil için bir statü göstergesi olan Air Jordan spor ayakkabılarının sadece bir aksesuardan öte, bir kültür simgesine dönüşümü ve Jordan’ın mirasını bir çok nesile aktaran bir olguya dönüşmesi hikayesi ile küreselleşen dünyada markalaşma ve idollerin ne denli önemli bir yer tuttuğuna da bir kez daha şahit oluyoruz.

Bu noktada bu bölümü bizler ve siz takipçilerimiz için özel kılan ufak bir nokta da mevcut. Bölümün üçüncü çeyreğinde, bitime tam 13 dakika kala gelen cümleye dikkatinizi çekmek isterim. O özel cümleyi yakalayıp yorumlarda bizimle paylaşana benden kocaman bir “like”! Kusura bakmayın, elimden gelen en büyük ödül bu!

Goethe’nin Faust’unda ve Metallica’nın “the House that Jack Built” adlı şarkısında geçen bir cümle vardır: ne kadar yüksekteysen, o kadar düşersin. Hani beşinci bölüm için Jordan’ın yarı-ilahlığını anlatan bir bölüm oldu dedik ya, altıncı bölüm ise sanki bu algıyı yıkmak ve Jordan’ın en nihayetinde ölümlü, kusurlu ve sevilmeyebilecek bir insan olduğunu göstermeyi amaçlayan bir yapıda olmuş. Bölümün bize kazandırmayı amaçladığı ilk perspektif, Jordan ile empati kurulması gerektiği. Jordan’ın ulaştığı popülaritenin vardığı devasa boyutlar ve bunun beraberinde getirdiği, taşıması Atlas’a bile zor gelecek yükler, gösterildikleri anda izleyiciyi hafif bir histeri hissiyatına sokmuyor değil. Tabii bu denli yüksek bir mertebede olmanın götürüleri sadece popülerlik ile de açıklanabilecek yeterlilikte olmuyor. Bu noktada belgesel bize, Jordan’ın tabiri caizse “defolarını” gözler önüne seren kitaplar üzerinden anlatımlarda bulunuyor.

Bunlardan ilki, Jordan’ı seneler boyunca yakından takip eden gazeteci Sam Smith’in kaleme aldığı “Jordan Rules/Jordan Kuralları”. Kitabın yayınlanmasından sonra oluşan “kötü takım arkadaşı Jordan” imajının, o zamana kadar oluşagelmiş kusursuz Jordan görüntüsünü sekteye uğratması ile Jordan’ın üzerinde 8-9 senedir birikmiş olan toplumsal baskının ne ölçekte büyüdüğünü izlemeye başlıyoruz. Bu kitaba ek olarak, daha sonrasında yayınlanan ve Michael’ın milyonlarca dolarlık kumar borçlarının olduğunu belirten Richard Esquinas ve kitabı, daha sonrasında bir davada ifade vermek durumunda kalan Jordan’ın kumar borçları olduğunu itiraf etmek zorunda kalışı…

Tüm bu kötücül havanın tavan yaptığı yer olarak da 1993 play-off’larını ve Bad Boys ver. 2.0 olarak karşılarına çıkan Ewing’li Knicks serisini görüyoruz. Seriye iki şok yenilgi ile başlayan Jordan’ın üzerindeki galibiyet baskısına ek olarak, seride yenildikleri ikinci maç öncesi Atlantik City’ye gece yarısına kadar süren kumar gezisinde bulunduğunun haberleştirilmesi, Jordan için bardağı taşıran son damla oluyor. Bu “son damla”nın su üstünde yarattığı ilk dalga olarak Jordan’ın başlattığı medya boykotu, belgeselin Jordan’ın köşeye sıkışma hissiyatını şu ana kadar en iyi verdiği yer olduğunu söyleyebiliriz.

Lakin tüm aslan terbiyecilerinin de bildiği üzere bir aslanın en tehlikeli olduğu yer, köşeye sıkışıp, ileri atılmaktan başka çaresinin olmadığı andır. 2-0 geriye düştükleri Knicks serisinde, tüm olumsuzlukları kendine bir motivasyon kaynağı yapan Jordan’ın Knicks’i arka arkaya agresif yumruklarla yere sermesi, oradan yürüyedurup finallerde Barkley’li Phoenix Suns’ı belki de NBA tarihinin en durdurulamaz performansı ile yenip tekrar ve tekrar şampiyonluğa ulaşması, kışkırtılmış bir Jordan’ın nelere kâdir olduğunu bize bir kez daha hatırlatıyor. Bu noktada belgeselin sonuna geliyoruz lakin eklemeden geçemeyeceğim. Bölümün olayları bıraktığı yer olarak iki ana olay ark’ında çok kritik eşiklerdeyiz: 93 senesinde, Jordan’ın sezon sonrası çok kritik ve muazzam derecede şok edici bir kararın eşiğindeyken; 98 senesinde de son dansın en tepe performansına, yani play-off’lara adım atarken bölümü sonlandırıyoruz. O yüzden en azından yedinci bölümden beklentim, Jordan ve Bulls’un yolculuğunda bizi en vurucu bölümlerden biri olarak karşılaması.

——— SPOILER SONU ———

Nihayetinde, Jordan ve Bulls ile olan yolculuğumuzun yarısından fazlasını geride bıraktığımız bu noktada hissiyatımız, bir yandan sadece 4 bölüm daha bu muhteşem yapıma eşlik edebilmenin hüznü olsa da öte yandan, bu muhteşem hikayenin her adımından sonra bir sonraki adımını beklerken yaşadığımız heyecan ve sabırsızlık. Gelecek hafta geçireceğiniz o bir buçuk saatin, bu haftakinden kat be kat güzel olması dileği ile. İyi seyirler!

  • Diğer Yazıları
Yazar Hakkında
Her Şey NBA’de haftalık köşe yazıları yazan Emre, Hacettepe Üniversitesi İktisat Bölümü mezunu olmasına rağmen, şu anda İzmir’de Hava Trafik Kontrolörü olarak çalışıyor. Evli ve bir kız çocuğu babası (eli kulağında!). 90’ların başında babasının kucağında uyuklayarak izlediği All-Star maçlarından beri NBA kültürünün takipçisi.
  • Yapmazsam Olmaz: En Garip Oyuncu Ritüelleri!
    Her Şey Jordan! Geçen haftaki the Last Dance yazımızın başında, o zamana kadarki deneyimlerimizden hareketle şu şekilde bir cümle kurmuştuk: “Anlaşılan o ki the Last Dance bir Jordan belgeselinden çok, 90’ları domine eden Bulls hanedanlığının bir 10 yıllık hikayesini, neredeyse 30 yıllık bir arka plan ile anlatan, bir çok perspektifi barındıran bir tanıklık hikayesi olacak.” […]
  • Curry 2.0: Jamal Murray Yeni Stephen Curry Mi Olacak?
    Her Şey Jordan! Geçen haftaki the Last Dance yazımızın başında, o zamana kadarki deneyimlerimizden hareketle şu şekilde bir cümle kurmuştuk: “Anlaşılan o ki the Last Dance bir Jordan belgeselinden çok, 90’ları domine eden Bulls hanedanlığının bir 10 yıllık hikayesini, neredeyse 30 yıllık bir arka plan ile anlatan, bir çok perspektifi barındıran bir tanıklık hikayesi olacak.” […]
  • Kayan Yıldızlar: En Kötü Playoff Performansları!
    Her Şey Jordan! Geçen haftaki the Last Dance yazımızın başında, o zamana kadarki deneyimlerimizden hareketle şu şekilde bir cümle kurmuştuk: “Anlaşılan o ki the Last Dance bir Jordan belgeselinden çok, 90’ları domine eden Bulls hanedanlığının bir 10 yıllık hikayesini, neredeyse 30 yıllık bir arka plan ile anlatan, bir çok perspektifi barındıran bir tanıklık hikayesi olacak.” […]
  • NBA’in En Üst Noktası: Yedinci Maçlar
    Her Şey Jordan! Geçen haftaki the Last Dance yazımızın başında, o zamana kadarki deneyimlerimizden hareketle şu şekilde bir cümle kurmuştuk: “Anlaşılan o ki the Last Dance bir Jordan belgeselinden çok, 90’ları domine eden Bulls hanedanlığının bir 10 yıllık hikayesini, neredeyse 30 yıllık bir arka plan ile anlatan, bir çok perspektifi barındıran bir tanıklık hikayesi olacak.” […]
Paylaş:

What do you think?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

VIDEO | NBA Draftına Katılacak TÜRK Oyuncular!

Magic Anlatıyor: Jordan’a En Yakın İsim!