michael jordan kobe bryant
in , ,

BEĞENDİMBEĞENDİM HAHAHAHA SİNİRLİYİMSİNİRLİYİM TERTEMİZTERTEMİZ

Jordan ve Kobe: “Bize Hala Yer Var Mı?”

Geçmişin Özlenen Hayaletleri

Bugün işe gelirken her zamankinden fazla bir trafik çilem oldu, sebebi karne günü olmasıymış. Öncelikle eğitim sistemi Galatasaray’ın geri dörtlüsünden daha sık değişen bir ülkede, o veya bu şekilde bir yarıyılı geride bırakmış olan tüm arkadaşlarımı tebrik ederim, umarım hayatınızın geri kalanı daha sakin ve tümüyle gönlünüzce geçer. Karne günü olmasından haberimiz olmayışı hususunda da kusuruma bakmayın, bizim gibi 80’lerin sonlarına doğru çocukluklarını yaşamış olan kesim artık hafiften yaşlanmaya başladı ve yeni bir şeylerden, ancak onlar konusunda belirli bir huzursuzluğumuz olunca haberdar oluyoruz. Sürekli olarak bir nostalji içine girer olduk gibi geliyor bana. Yeni olana karşı hep bir mesafeli duruş içerisindeyiz, eskilerin ise sıkı bir hayranı. Pete Sampras gibi bir tenisçi gelmedi benim gözümde. Metallica hala dünyanın en iyi rock grubu. TRT2’deki Pop Saati belki de en kaliteli yapımdı bu ekranların gördüğü. O yüzden de bir yanımız hep eskinin en iyilerinin şimdinin de en iyisi olacağını savunur bizim içimizde.

“HER ŞEY NBA’e Sorun!” köşemiz, sizden gerçekten inanılmaz yoğun bir ilgi gördü. HER ŞEY NBA ailesinin tüm üyeleri büyük bir hevesle sorularını seçtiler ve cevaplıyorlar. Sorulan yüz küsür sorunun içinde kimi daha kısa cevaplara sahipken, kimi sorular da olabildiğince derin bir analize sahip olması gereken sorulardı. Takipçilerimizin bir tanesinin merak ettiği konu, gücünün en üst seviyesindeki haliyle, yani “prime” halleriyle, Michaell Jordan ve Kobe Bryant’ın, günümüz basketbolunda yere sahip olma ihtimaliydi. O uzun mu uzun girizgahta da anlattığım gibi, kendini nispeten yaşlı hisseden bir nesil olarak, geçmişe özlem duyma sırası artık bizde. Bu neslin bir üyesi olarak hem MJ’i, hem Kobe’yi, hem de yeni nesil basketbolcuları izleme şerefine nail oldum. O günlere özlem duyuyor muyum? Elbette. Yine de, bütün bu özlemi bir kenara koyarak, bütün tarafsızlığımla bu ihtimali uzun uzadıya irdelemek istiyorum. Bakalım, gençliğimizin sevdalarına, zalim yeni dünyada yer var mı?

michael jordan kobe bryant

Öncelikle, modern basketbolun, bu iki idolün zamanından farkının ne olduğunu ortaya koymak lazım. Kobe’nin “prime” zamanı bir nebze daha yakın günümüze. Benim için mevzubahis sene 2002-03 sezonu. Üç sayılık yüzdesi %38. 6.9 rebound ve 5.9 asist ortalaması. Sezon boyu toplamda 116 smaç. Playoff’larda 32.1 sayı ortalama. Dokuz maç arka arkaya 40 sayı üstü performans. Jordan’ın “prime” sezonu ise bence 1990-91 sezonu. Yüzde 53.9 saha içi isabet ile 31.5 sayı ortalama, yanında 6 rebound ve 5.5 asist ile birlikte. İlk şampiyonluğu. Playoff’larda Sixers’a karşı 38 sayı 19 rebound gibi inanılmaz bir beşinci maç. Ewing’in üzerinden smaç. Havada topu bir elinden diğerine geçirdiği akılalmaz lay-up! Nihayetinde, ilk NBA şampiyonluğu.

Yakın tarih yıldızı olarak Kobe’nin zamanının Jordan’ınkine oranla, günümüz basketboluyla daha az farkı var. Yine de 15 senelik bir farktan bahsediyoruz. 2002-03’te takımlar maç başına 14.7 üçlük kullanırken, 2016-17 senesinde bu sayı 27’ye çıkıyor, neredeyse iki katı. Hele ki, 1990-91 sezonunun maç başına 7.1’lik ortalaması, oyunun seneler geçtikçe dışarı doğru taştığının göstergesi. Bir başka farkın da hızda olduğunu düşünüyoruz genel olarak, değil mi? Sonuçta “pace and space” oyununun iyice lige yayılmaya başladığı bir dönemdeyiz. Bu konuda da, direkt olarak “pace” istatistiğini karşılaştıralım bu üç sezonun, yani 48 dakika başına topa sahip olma sayısını. İlginçtir, bu konuda başı 1990-91 senesi çekiyor 97.8 ile. Hemen arkasından 96.4 ile geçen sezon, bir hayli geriden 91 ile 2002-03 sezonu geliyor. Yani anlayacağınız, Jordan’ın prime sezonunda takımlar saha üzerinde daha hızlı gidip geliyorlarmış. Biraz da savunma sertliklerinden bahsedelim. NBA’in seneler geçtikçe, oyuncuların potaya yönelimlerine yapılan müdahalelere faul verme yatkınlığının arttığını hepimiz biliyoruz. Oyunlarının temelini bunun üzerine oturtan oyuncular da günümüz basketbolunda mevcut, “sayı çıkarmayacaksam en kötü serbest atış çıkarayım” mantalitesi yani. Dolayısıyla, takımların savunma sertlikleri seneler geçtikçe peyderpey azaldı.

2017 sezonunun en iyi savunma takımını, “Bad Boys” Detroit’iyle karşılaştırmanın abesle iştigal olacağı su götürmez bir gerçek.

Gözlemlerimizle yaptığımız çıkarsamalarımıza ek olarak, üç sezonun pozisyon başına verilen faul yüzdelerini karşılaştıralım. En yüksek oran, ilginçtir, 100 pozisyon başına 24.5 faul ile 1990-91 senesinin. İkinci sırada 22.9 faul ile 2002-03 sezonu ve benim çok ama çok ilginç bulduğum bir şekilde, sadece 20.9 faul ile geçen sezon yer alıyor.

Şimdi, bütün bu istatistikleri neden araştırdığımı açıklayayım. Naçizane görüşüm, günümüz basketbolunu geçmiş dönem basketbolundan farklı olarak gördüğümüz noktalar üç başlıkta toplanıyor; hız, üçlük ve ekmeğini faulden çıkarma. Tabii ki bunun dışında temel farklılıklar mevcut, şutör uzunlar, birden fazla pozisyonda oynayabilen oyuncular, hücum akıcılığını geliştirici set varyasyonlarından artış vb. Ancak, süperstarların, kendi dönemlerinden farklı bir dönem olan günümüzdeki şanslarını tartışacaksak, bu üç faktör diğerlerinden bir adım önde gözüküyor. Kobe ve Jordan’ın günümüz basketbolunda en çok farklılık hissedecekleri alan üçlükler olsa gerek. Yine de, prime sezonlardan bahsedersek, 1990-91 sezonu Jordan’ın en kötü üçlük performansı gösterdiği sezonlardan biri, %31 ile. Yine de, daha sonrasında uzun uzun neden bu noktadan bahsettiğimi anlatacağım, %42 ile üçlük attığı sezonlar da mevcut MJ’in. Kobe’nin ise 2002-03 sezonu üçlük yüzdesi, dediğimiz gibi, %38. Günümüz için hiç de fena değil. Dolayısıyla, günümüzün gerisinde olsalar bile, üçlük basketboluna ayak uydurabilme yapıya sahip iki süperstar var elimizde.

kobe bryant

Şimdi de hızdan bahsedelim. Yukarıdaki istatistiklerde de görüyoruz, 90’larda ziyadesiyle hızlı olan oyun, binyıl başlarında yavaşlayıp günümüzde tekrar hızlanmış durumda. NBA’i nispeten yenice takip eden kitlenin de tuzakla düşmesini sağlayan bu dalgalı trend aslına bakarsanız.

Magic’li Lakers’ın “showtime” basketbolunun göze hoş görünmesinin sebebi, oyunun bir çok estetik pasla, kısa sürede potaya yönelmesi değil miydi? Hız oyunda hep vardı, tek fark, eskiden hız potaya kısa mesafeli şutlar ağırlıklı işe yararken, günümüzde daha uzak mesafelerde sonlanan şutlara hizmet ediyor.

İstatistiklere bakarak, hız hususunda Jordan’ın, günümüze Kobe’den daha çabuk uyum sağlayacağını varsayabiliriz (burada Kobe’nin sete set hücumu daha çok tercih etmesinin de etkisi olduğunu unutmayalım).

Biraz da ekmeğini faul’den çıkarma meselesine eğilelim. İstatistikler, artık daha az faul verildiğini söylüyor. Mantığımız, günümüz süperstarların sayılarının önemli bir kısmını faulden çıkarmaya çalıştığını söylüyor. O zaman şöyle bir çıkarsama yapmak lazım geliyor, artık faullerin çoğu süperstarların çalınıyor. Bunu böyle kabul edebiliriz çünkü artık basketbol literatüründe “süperstar faulü” denen bir kavram var. Hayatını bununla idame ettiren Harden gibi örnekler var. Bu durumda, faullerin daha fazla ama kişi başına daha eşit dağılımla verildiği eski zamanın süperstarları, günümüz basketbolunda sayı ortalamalarını, pozisyonları faul almaya zorlayarak arttıramazlar mı? Basitleştirerek cevap vereyim, naçizane görüşüm, pota altında yemediği dayak kalmayan Jordan, şimdinin basketbolunda belki de ortalamasının iki katı faul atışı kullanabilecekti. Kobe’de bu oran, hadi diyelim ki, yüzde 50 daha fazla olsun.

michael jordan

Toplamda, önemli addettiğimiz üç kategoride, o veya bu şekilde, Jordan ve Kobe’nin günümüz basketbolunda, kendi zamanlarındaki ölçüde rekabetçi olabileceklerini söyleyebiliriz. Varsayalım ki bu üç faktördeki başarıları, en başta belirttiğimiz diğer başka faktörler tarafından nötralize edildi. Varsayalım ki göze almadığımız sebeplerden ötürü Jordan ve Kobe’nin basketbolları günümüze uygun değil ve söylediğimiz herşey yanlış. Değinmediğimiz belki de en önemli nokta, bu iki basketbolcunun inanılmaz hırsı ve kendilerini geliştirme isteği. Michael Jordan kendi draft sınıfının üç numarası. Kobe ise daha beter şekilde 13. sırada draft edildi. Kendi senelerinde bile en iyisi olarak görülmeyen bu iki sporcu, tüm zamanların gelmiş geçmiş en iyi basketbolcusu karşılaştırmasında belki de en çok ismi geçen iki kişi oldu. İlk senelerinde sadece skor makinesi olarak görülen MJ, seneler geçtikçe daha “overall”, daha tam teşekküllü bir basketbolcu haline geldi. Lige ilk geldiğinde “high-flyer” kimliği dışında bir esprisi olmayan Kobe, hemen hemen her sene hücum silahlarına bir yenisini ekleyerek, savunulması inanılmaz zor bir oyuncuya dönüştü.

Buna ek olarak, bu oyuncuların karakterlerinden de birkaç cümle ile söz etmek gerekir. Sözlükte “winner” kelimesinin karşılığı bu iki sporcu. Bunun arkasında da imrenilecek bir çalışma ahlakı söz konusu.

Bir kuşak, MJ’in antrenmana herkesten iki saat önce gelmesiyle büyürken, bir sonraki kuşak da Kobe’nin kaybettiği maçlardan sonraki 1000 şut rutini ile büyüdü.

Marbury, Francis, Bynum gibi basketbolcular, yeteneğin çalışma olmadan bir halta yaramadığının nasıl örnekleri ise, Jordan ve Kobe de insan denen hamurun, çalışma azmi ile nerelere gelebileceğinin, spor alanındaki en başlı örnekleridir. Günümüz basketbolunda da, saydığımız tüm bu kişilik özelliklerini kendinde toplayan bir kişi var, bir nesil Jordan ile, bir nesil Kobe ile büyüdü. Bir nesil ise LeBron’u izlemek ve onu örnek alma şerefine nail oldu. 32 yaşında şut stilini değiştirip, ortalamalarını kariyerinin üstüne çıkarabilen bir sporcudan bahsediyoruz. Bu nesil de, finallerde kaybettiği senenin yazında tatil yapmayıp, kendini spor salonuna atan LeBron ile büyüyecek.

Tüm bu söylediklerimin bir özeti olarak, hem “prime” Jordan’ın hem de “prime” Kobe’nin, oynadıkları dönemlerdeki karakterlerini günümüze yansıtarak ve kendilerini de, inanılmaz çalışma ahlakları ile günümüze adapte edecek şekilde geliştirerek, günümüzün basketbolunda kendilerine kolaylıkla yer edilebileceklerine inanıyorum. Özlemimi ve yaşlılığımı bu incelemeden elimden geldiğince uzak tutmaya çalıştım, umarım başarılı olmuşumdur. Şimdi de, bu kadar uzun yazmaktan mütevellit ellerim ağrıdı, gidip romatizma ilaçlarımı içeceğim. Sonra da üst kattaki gençleri süpürge sapı ile tavana vurup, yola getireceğim. Günün sonunda da biraz NBA maçı izleyip belki de yeni çocuklar hakkında ileri geri konuşurum. Yaşlıyım, huysuzum!

Yazar: Emre Ersun Uysal

Author Details
Üzgünüz! Profil Bulunamadı.
Paylaş:

What do you think?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cavaliers

Cavaliers 115 – Pacers 108

kyrie irving

Kyrie Irving: “Şampiyonluk Bağı Kopartılamaz”