in ,

BEĞENDİMBEĞENDİM

Neden Büyüyelim: Bazı Yıldızlar Niçin Diğerlerinden Büyüktür?

Mental Sağlamlık Üzerine Düşünceler

Belleğin Azmi

Bu Bir Basketbol Yazısı Değildir serisinin ikinci yazısı olan Belleğin Azmi, İspanyol ressam Salvador Dali tarafından 1931 yılında yapılan ve toplumda “Eriyen Saatler” olarak da bilinen “Belleğin Azmi” adlı esere atıfta bulunmaktadır. Eser erimiş cep saatleri barındırmasına rağmen vurgusunu bir anlamda ölüm kavramına yapar: Resmin ortasında soluk bir cildin üstündeki kirpikler, açılmamış cep saatine üşüşmüş karıncalar ve erimiş saatlerden bir tanesinin üstüne konmuş kara sinek bize nerede olduğu belirsiz bu düzlemde hepimizi bekleyen sonu işaret eder.

Hafızamızı zorladığımızda NBA genelinde var olan bir fenomenin mevcudiyetini fark ederiz. Pek çok takım normal sezonu kendi konferansında ilk sırada tamamlasa bile NBA Finallerine kalamamıştır. Benzer şekilde pek çok yıldız tarih boyunca normal sezonu iyi istatistiklerle bitirmesine rağmen playofflarda bocalamıştır.

İstatistiki olarak bakıldığında son 20 sezonda Doğu Konferansını ilk sırada tamamlayan takımların yalnızca 3’ünün şampiyon olduğunu ve 2’si de NBA Finali oynadığını görüyoruz. Doğu’yu 2. sırada tamamlayan ekiplerin yine 3’ü şampiyon olurken 7’si Finalde mağlup olduğunu teyit edebilirz.

Aynı istatistiğin Batı Konferansındaki karşılığına baktığımızdaysa Konferans birincilerinin 7 şampiyonluk ve 3 ikincilik yaşadığını görüyoruz. Konferans ikincileri de bu süreçte 3 defa şampiyon olurken 3 kere Finalde yenilmiş.

Bu durumun bize ürettiği 2 soru vardır. Birincisi, elit sporcular arasında dahi neden playoff baskısı oluşur?

İkincisiyse kendisini özellikle Doğu Konferansı özelinde daha net gösterir: son 20 yılın Doğu Konferansı birincileri neden sadece 5 defa Finalde yer aldı?

Göreceli Kalite

NBA’i yıllardır takip eden kitlenin bildiği bir gerçek mevcuttur: Doğu Konferansı Batı Konferansına göre daha kolay görülür. Nitekim bu durumun bir sonucunu da 2017 yılına kadar yapılan NBA All-Star maçlarının sonucuna bakarak anlamak mümkün. 2000-2017 arasında oynanan maçların yalnızca 6’sını kazanan Doğu karması, son 7 maçın 6’sını da kaybetmişti.

Oysa ki 80’lerde oynanan 10 maçın 7’sini Doğu karmaları kazanırken 90’larda oynanan 9 maçın 6’sını kazanan taraf da yine ABD’nin Doğu yakası olmuştu (1999 yılında lokavt nedeniyle maç yapılmadı).

Doğu’da 80’lerde Sixers, Celtics ve Pistons, 90’larda Bulls ve Knicks gibi ekiplerin yıldızlarının sürüklediği kadrolar mevcuttu. Bu durum kendisini All-Star maçlarında gösterdiği gibi açılıştaki istatistikte de anlamlı bir karşılığa sahip: 1980-1999 arasında oynanan 20 sezonda Doğu Konferansı birincileri tam 11 defa şampiyon olurken 4 defa da Finalde yenilmişti. 80-99 arasında Konferans 2.si olup şampiyon olan tek takımsa 1993 yılında Bulls olmuştu.

Şu halde korelasyon kendisini net biçimde ortaya koymaktadır: Larry Bird, Isiah Thomas, Michael Jordan ve benzerlerinin ardından gelen 20 yıllık oyuncu grubundan Doğu Konferansında LeBron James’in oynadığı takımlara sürekli rekabet edecek baskın bir oyuncu grubu oluşmamıştır.

Bu durumda anlatı bizi adeta antropolojik bir soruyu ele almaya taşır: Bir sporcuyu ileri taşıyan unsur nedir?

Üstünlük

Mahallesinde basketbol oynayan kimselerden NBA Finallerinde boy gösteren oyunculara kadar hepimizin aşina olduğu bir his vardır: hiçbirimiz kaybetmeyi sevmeyiz. Basketbol da doğası itibarıyla içinde beraberlik barındıran sporlardan ayrışır. Puanların bölüşülmesinin söz konusu olmadığı bu düzlem bizi bir tarafın mağlubiyetinin zorunlu olduğu sonucuna taşıyacaktır. Dolayısıyla sahayı paylaşanlardan birisi son düdük çalındığında mutlak surette kaybedecektir.

Nitekim Chicago Bulls’un 1997-1998 yolculuğunun ele alındığı “The Last Dance” belgeselinin izlediği anlatı, sürekli olarak karşısındakileri yenmeye iten bir baş aktörü odağına alır. Dramatik kurgu bizi aşılmaya çalışılan dev engellere götürür. Yolculuğun çatışma noktaları Jordan’ın kişisel üstünlük hedefine kilitlenmiştir. Anlatı bizi zorluklarla dolu ilk zafere taşıdıktan sonraysa roller değişmiştir, zirveyi kovalayan artık zirveyi korumak durumundadır.

Niccolo Machiavelli dönüşen üstünlüğü tanımlayan olguyu “Prens” adlı eserinde ele almıştır. Ona göre bir hükümdar zirveye çıkmak için ne kadar zorlu bir yolu aşarsa zirvede kalmak için göstermesi gereken çaba azalacaktır.

1991’de kariyerinin zirvesine çıkan Jordan, kurgunun kötü kahramanı Pistons’ı süpürür ve finalde kendisinden önceki “en iyi” Magic Johnson‘ı alt eder.

Gelgelelim The Last Dance, Machiavelli’nin tanımladığı sınırların dışında bir anlatı izler: bizlere 1991 yazından sonra Jordan’ı, hedefine ulaşan herhangi bir yetişkinden ayıran unsuru açıklar.

Yüksek İdealler

1991 yazında ilk amaç 2. şampiyonluk olsa da ufuktaki hedef ne Magic’in, ne Bird’ün, ne de Thomas’ın başardığı 3 defa üst üste şampiyon olma idealidir. Jordan oynadığı dönemin içinde üretilen kahramanları “aşmamotivasyonunu bu doğrultuda gösterir. 93-95 arası basketboldan uzak kalan Jordan’ın 96’daki amacı yine zirveye çıkmak olarak güncellense dahi 97 ve 98 şampiyonlukların hedefi yine kendisini yüceltir.

Her iddianın kendisini önce ispat etme, sonra sürdürme gereksinimi vardır. Bu kavramın tam olarak ne anlama geldiğini anlamamız içinse beraberliğin olmadığı bir diğer bireysel spor dalını incelememiz gerekir.

Müstakil Tanrılar

Tenis bireysel üstünlük durumunun zirve yaptığı spor dallarından biridir ve 2003 sonrası dönemden itibaren rekabetçiliğini artırmıştır. Tek Erkekler Tenisinde 2003 yılında oynanan Wimbledon Finalinden bu yana 71 Grand Slam Organizasyonunun 59’unu Roger Federer, Rafael Nadal ve Novak Djokovic üçlüsü kazanmıştır. Büyük üçlü, 2003 yazından bu yana aralarına yalnızca 8 farklı şampiyonu dahil etmiştir. Bu grubun içinde birden fazla zaferi olansa yalnızca iki kişi vardır: Stan Wawrinka ile Andy Murray kazandıkları 3’er Grand Slam şampiyonluğuyla adeta spordan özerkliğini ilan etmiş büyük üçlüye kısmen de olsa kafa tutabilmiştir.

Bu yıl 40 yaşına girecek olan Federer artık aynı rekabetçilik düzeyinde değil ve 36 yaşına girecek Nadal da Wimbledon ile Olimpiyatlara katılmayacağını açıkladı. Dolayısıyla bir güç boşluğunun oluşması yaklaşsa ve tenisin gençlerine fırsat doğsa bile ortada bir engel mevcuttur.

Novak Djokovic

Dünyanın en prestijli tenis turnuvasında, onu en çok kazanan oyuncunun karşısında maç puanından dönüp şampiyon olabilir misiniz? Djokovic 2019 Wimbledon Finalinde Federer karşısında bunu başardığında Jordan’ın benzeri olan pek az sporcunun sahip olduğu mental sertliği ortaya koydu.

Seneca, mental sertlik hakkında ise şöyle der:

“Unutma ki seni yönlendiren zihnin kendi kendine yetebildiğinde yenilmez olur. tutkulardan kurtulmuş bir zihin kale gibidir, insanların sığınabileceği daha güçlü bir yer yoktur.”

Bu noktada Djokovic’in anlatısının Jordan benzeri büyüklerle benzeştiği nokta her iki sporcunun kariyerlerinin ilerleyen dönemlerinde, daha önce zirveye hiç çıkmamış bir başkasının buraya ortak olmasına izin vermemesidir.

2020 Avustralya Açık Finalinde Dominic Thiem‘i, setlerde 2-1 geriye düştükten sonra yenen, 2021 Avustralya Açık Finalinde Daniil Medvedev‘i 3-0’la geçerek kupaya uzanan Sırp raket 2021 Roland Garros’da Finalde 22 yaşındaki Stefanos Tsitsipas‘ı setlerde 2-0 geriye düştükten sonra mağlup ettiğinde Jordan benzeri bir mental sertliği gösterdi.

Üstelik Djokovic 2021 RG 4. tur maçında 19 yaşındaki Lorenzo Musetti‘yi 2-0’dan dönüp elemişti ve turnuva tarihinin en başarılı yıldızı Nadal‘ı ise yarı finalde mağlup etmişti.

Djokovic’in şu ana kadar mağlup ettiği gençler için turnuva sayısının bolluğu ve büyük üçlünün yaşları göz önüne alındığında elbette ki fırsatlar çıkacaktır; fakat bu ayardaki sporcuların üstünlük sağlama istekleri sadece gençlere karşı değildir.

Ölümsüzlük

Tenis özelinde bize kendisini gösteren olgu açıktır: hak, verilmez alınır. Büyüklük yolunda yürüyen sporcular kendisinden önce gelenleri devirmekle mükelleftir. 22 yaşındaki LeBron James’in 2007 yılında Pistons’a karşı Doğu Konferansı Finalinde 2 uzatmaya giden, Detroit’in sahasında oynanan ve takımının attığı son 30 sayının 29’unu attığı 5. maçta başardığı tam da budur. Benzer biçimde James’in 2012 Konferans Finalinde Celtics’e karşı 6. maçta sergilediği 45 sayı 15 ribaundluk performans da bu grupa girer.

Büyüklük yolunda yürümenin bir diğer gereksinimi de geriden gelenlere fırsat vermemekten geçer. Michael Jordan’ın 98 NBA Finali 6. maçında Jazz karşısındaki performansı ve Kevin Durant’in 2021 playofflarında Bucks karşısında 49 sayı 17 ribaund 10 asist 3 top çalma 2 blok ile oynadığı 5. maç bu bölümün performanslarıdır.

Jordan, James, Durant ve benzeri sporcuların üstünlük sağladıkları kimseler o an için karşılarında bulunan sporcular olsa dahi bu insanlar gösterdikleri performansla toplumsal hafızanın içinde ölümsüzlüklerini sağlamlaştırırlar.

Bellek Yönetimi

Bir yazılım prensibi olarak donanım üzerinde hakimiyete ihtiyacınız varsa “native” olarak, yani işletim sisteminin kullanımına direkt etki edeceğiniz ve “belleği yöneteceğiniz” şekilde yazılım yapmanız gerekir.

Kolektif bilincin içinde ölümsüzleşmek isteyen Djokovic, Nadal, Federer veya Jordan, James, Durant gibi sporcular da toplumun belleğini performanslarıyla yönetir. Nesnel düşünme becerilerinden yoksun insanların zihni çoğunlukla hafızasını duygularıyla eşleyecektir. “Bir insanın sana ne yaptığını unutabilirsin ama ne hissettirdiğini unutamazsın” benzeri basit aforizmaların odağında da bu yatar: İnsanların belleklerinde kalıcı yer edinebilmek için dramatik kurgunun mümkün olduğu kadar vurucu olması gerekmektedir çünkü pek çok insan görebilmek için etkilenmeye ihtiyaç duyar.

Zaman Korkusu

Christopher Nolan zaman kavramının ölümle olan ilişkisine “Yıldızlararası” adlı filminde olması gerektiği gibi bir bakış açısı katmıştır.

Ölümden korkmuyorum. Ben yaşlı bir fizikçiyim. Zamandan korkuyorum.

Dali’nin “Belleğin Azmi” eserinde, belirsiz bir düzlem olan yaşamın içindeki zamana “sahiplik” algısını yaratan saatin erimesi ve bir “son bulmuşluğu” böceklerle resmederken işaret ettiği temel olgu da zaman korkusudur. Ölüm kavramının bizlerde yarattığı temel sıkışmışlık, “kendimiz” olduğunu sandığımız kişinin sınırlarının ortadan kalkması ve başkalarının bilincindeki imgemizle bir süre daha “dünyada” kalacağımız gerçeğidir.

Kimse kendi adını koymaz ama adının nasıl anılacağını belirlemek kişinin elindedir. İster tenis efsanesi, ister basketbol efsanesi olsun bu seçkin grupta yer alan pek az sayıdaki sporcunun başardığı husus da budur: Onlar zamanın doğal sınırına karşı gelmemiş, bu sınırı aşmak için toplumsal belleği şekillendiren duyguları yönetmişlerdir.

Bazı NBA Yıldızları Niçin Daha Büyüktür?

Susan Neiman‘a atıfta bulunmak gerekirse bu gibi bir yazının son bölümüne gelebilmişseniz yaşamınızda çoktan fark ettiğiniz bir durum söz konusudur.

“Olanla olması gereken arasında fark mevcuttur. Olan, mevcutta etrafınızdaki dünyanın durumudur, olması gereken ise idealleriniz, etik değerleriniz veya kabullerinizdir.

Rousseau olanla olması gereken arasındaki uçurumun dünyayı değiştirmemiz gerektirdiğini söylerken Hume olması gerekenden vazgeçmeyi tercih ediyordu…”

Neiman’a göre Hume’unki gibi fikirler bize büyümeyi çağrıştırıyorsa bunun nedeni, büyümeye dair yanlış bir kavrayış tarafından kandırılmış olmamızdır.

Herhangi bir anlatının temel hedefi duygu durum değişikliği yaratmak veya bir düşünceyi tetiklemektir. Dali gibi ressamlar ölümsüzlüğü yeni bir bağlam kurarak, onu izleyenin evrensel önkabullerini sarsarak başarırlar.

Basketbol ise bir sanat değildir, daha çok antropolojik ihtiyaçlarımızın karşılandığı bir düzlemdir. Nitekim ortalama bir insansanız, bir resmin aksine, sonucunu bildiğiniz maçın tamamını tekrar izlemeyeceksinizdir.

Bu durumun jeneriklik pozisyonlar hariç tek istisnası ise Jordan‘ın 98’de şampiyonluğu kazandıran sayısı, James‘in 2016 finalleri son maçında vurduğu blok gibi anların tekrar izlenilebilirliğinde yatar. Yalnızca duygularımızı harekete geçirmiş sahneler bizde o bağlamı “tekrardan yaşama” hissini uyandıracaktır.

Sonuç – Kimler Büyüktür?

Bizlere, yaşanmış bir anı tekrar deneyimletmeyi başaran sporcular diğerlerinden olgundur çünkü onlar zamanın işleyişinden korkmamış, onu kavramış ve kendi lehine kullanmış kimselerdir.

Genç kuşaktaki Devin Booker, Donovan Mitchell, Luka Doncic, Trae Young ve Jayson Tatum gibi yıldızların toplumsal bellekte kalıcı yer elde etmeleri için “büyümeleri” gerekmektedir. Bu düzeydeki sporcular için büyümek, içinde bulundukları dünyayı değiştirme azmini göstermekten ve kendilerinden önce gelen kimseleri yıkmaya cesaret etmelerinden geçer.

Bu düzeydeki bir sporcu ancak playoff eşleşmesi son maçını oynadığında eli titremiyorsa olgunluğa erişmiştir veya bir NBA Finalinin son dakikalarında paniklemeden oyununu oynuyorsa büyümüştür. Sporcular ancak zaman kavramından korkmadan, onunla birlikte var olarak büyüyebilir ve duygularına hitap ettiği topluluğun belleğinde yer edinebilir.

Büyümenizin zaman sayesinde değil, zaman süresince sizin azminiz sayesinde gerçekleştiğini 11 yaşındaki bir çocuğa anlatabilmeniz dileğiyle…

Serinin önceki yazısı: Başkalarının Hayatı: Neden NBA’i Takip Ediyoruz?

  • Diğer Yazıları
Yazar Hakkında
Basketbolu felsefi yönüyle ele almayı seven, Steve Nash sayesinde Phoenix Suns taraftarı bir mühendis.
  • Ben Simmons: Ne Olacak Bu Çocuğun Hali?
    Belleğin Azmi Bu Bir Basketbol Yazısı Değildir serisinin ikinci yazısı olan Belleğin Azmi, İspanyol ressam Salvador Dali tarafından 1931 yılında yapılan ve toplumda “Eriyen Saatler” olarak da bilinen “Belleğin Azmi” adlı esere atıfta bulunmaktadır. Eser erimiş cep saatleri barındırmasına rağmen vurgusunu bir anlamda ölüm kavramına yapar: Resmin ortasında soluk bir cildin üstündeki kirpikler, açılmamış cep […]
  • Çığlık: Dirk Nowitzki ve Paul Pierce Neden Özeldir?
    Belleğin Azmi Bu Bir Basketbol Yazısı Değildir serisinin ikinci yazısı olan Belleğin Azmi, İspanyol ressam Salvador Dali tarafından 1931 yılında yapılan ve toplumda “Eriyen Saatler” olarak da bilinen “Belleğin Azmi” adlı esere atıfta bulunmaktadır. Eser erimiş cep saatleri barındırmasına rağmen vurgusunu bir anlamda ölüm kavramına yapar: Resmin ortasında soluk bir cildin üstündeki kirpikler, açılmamış cep […]
  • Neden Büyüyelim: Bazı Yıldızlar Niçin Diğerlerinden Büyüktür?
    Belleğin Azmi Bu Bir Basketbol Yazısı Değildir serisinin ikinci yazısı olan Belleğin Azmi, İspanyol ressam Salvador Dali tarafından 1931 yılında yapılan ve toplumda “Eriyen Saatler” olarak da bilinen “Belleğin Azmi” adlı esere atıfta bulunmaktadır. Eser erimiş cep saatleri barındırmasına rağmen vurgusunu bir anlamda ölüm kavramına yapar: Resmin ortasında soluk bir cildin üstündeki kirpikler, açılmamış cep […]
  • Başkalarının Hayatı: Neden NBA’i Takip Ediyoruz?
    Belleğin Azmi Bu Bir Basketbol Yazısı Değildir serisinin ikinci yazısı olan Belleğin Azmi, İspanyol ressam Salvador Dali tarafından 1931 yılında yapılan ve toplumda “Eriyen Saatler” olarak da bilinen “Belleğin Azmi” adlı esere atıfta bulunmaktadır. Eser erimiş cep saatleri barındırmasına rağmen vurgusunu bir anlamda ölüm kavramına yapar: Resmin ortasında soluk bir cildin üstündeki kirpikler, açılmamış cep […]
Paylaş:

What do you think?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sıcağı Sıcağına: Kemba Walker Takası

Sakatlık Raporu: Kawhi Leonard