, , ,

Süper Takımlar: “Ne Kadar Yüksekteysen, O Kadar Çok Düşersin!*”

Başarısızlığa boyun eğen süper takımlar!

Ne Yaparsan Yap Olmuyor Bazen!

Bu tip yazılara yapılan girizgahlarda genellikle kullanılan yöntem, giriş cümlesini “Muhtemelen…” ile başlatıp, daha sonrasında bahsini geçireceğiniz konu hakkında bir iki kelam etmektir. Misal, “Muhtemelen son yılların en iyi oyuncusu…” veya “Muhtemelen gördüğümüz en heyecan verici…” şeklinde girişler kullanılabilir. Bu girişi kullanmayacağım derecede kesin bir yargı içeren bir konunun işleneceği bir yazı var elimde. Zira, bu senenin NBA’de kesinlikle en çok konuşulan konusu “süper takım” olgusuydu. Kevin Durant’in 2016-17 sezonu öncesinde verdiği devasa karar ile Golden State Warriors’ın yolunu tutması, sene içerisinde oynadıkları güzel oyun ve bu oyunu taçlandırdıkları NBA şampiyonluğu ile durdurulamaz bir güç gösterisi sergilediler. Neden durdurulamaz? Zira bu süper takımı durdurabilecek olan evrendeki yegane güç Lebron James bile bu takımı ancak bir maçlığına yavaşlatabildi. Dolayısıyla Golden State Warriors ile diğer takımlar arasındaki kayda değer güç farkı, özellikle de play-off’lar ve sonrasında NBA’in tüm aktörlerinin birincil tartışma konusuydu. Taraftarlardan tutun takım sahiplerine, oyunculardan tutun basının her alanına kadar herkes süper takım olgusunu ve bunun getirdiklerini tartışıp durdu.

Bu süreçte naçizane göz ardı edildiğini düşündüğüm bir nokta var. NBA şu zamana kadar süper takım olarak kabul edilebilecek bir çok takım gördü ancak pek azı Warriors’ın 2017 finallerinde yakaladığı başarıyı yakalayabildi. Süper takım kurmak demek her zaman başarıyı garantilemek demek olmuyor. Süper takım oluşturabilmek için öncelikli olarak takım kimyasını ve oyununu gerçekleştirebilmek gerekiyor. Tüm NBA camiasının üzerinde anlaştığı bir konu olduğu için rahatça söyleyebiliyorum, GSW’ın bu seneki başarısının en önemli sebebi oynadıkları takım oyunuydu.

Peki, süper takımını oluşturduktan sonra beklentilerin uzağında kalan takımlar olmadı mı? Elbette ki oldu, zira burası NBA, muhtemelen “sezon başına 15 sayı ortalaması tutturmuş kör bir Sloven teyze var mıydı?” sorusuna örnek teşkil edecek en az bir kişi olmuştur bu uzun süreli organizasyonda. Dolayısıyla, bir çırpıda birkaç tane sayabileceğimiz, “Hayal Kırıklığı Yaratan Süper Takımlar” listemize maddeleri yavaşça eklemeye başlayalım.

2013-14 Brooklyn Nets

brooklyn nets

Brook Lopez, Kevin Garnett, Paul Pierce, Joe Johnson, Deron Williams, Andrei Krilenko ve Jason Terry’den oluşan bir kadro kâğıt üzerinde dehşete düşürücü bir kadroydu. Kadrodaki toplam tecrübe ve hırs ile muhtemelen Çin Seddi dört defa tekrar inşa edilebilirdi. Takımın Jason Kidd idaresinde çok büyük işler yapması işten bile değildi. Ama diyoruz ya, bu tip takımlarda en önemli faktör takım kimyası. Tutmayan kimya ile sallantılı bir sezon geçiren Nets, Doğu yarı finallerinde Miami’ye 4-1 gibi net bir skorla elenmekten kurtulamadı.

2004-05 Indiana Pacers

indiana pacers

Reggie Miller’ın son NBA sezonunda şampiyonluk için gözünü kararatmış bir Indiana vardı. Jermaine O’Neal, Ron Artest ve Stephen Jackson ile birlikte Indiana Pacers, işin suyunu biraz kaçırıp gözlerini biraz fazla karartmıştı hatta. 44-38’lik bir oran ile bir önceki sezonun 61 galibiyetli takımının gölgesinde kalan bu takımın play-off’ta başarılı olma hayalleri, Detroit Pistons ile yapılan ve tarihe geçen kavgaların yaşandığı o maçtan sonra gelen cezalarla iyice tükenmişti. Haklarını verelim, süper kazanamasalar da süper kavga ediyorlardı.

2009-10 Cleveland Cavaliers

cavaliers

Lebron’un şehri Cleveland’a tarihi şampiyonluğu kazandırması için tüm faktörler gerçekleşmiş, tüm gezegenler ise resmen aynı sıraya dizilmişti. Lebron, Shaq, Mo Williams, Delonte West, Anderson Varejao, Zydrunas Ilgauskas, Antawn Jamison, Anthony Parker ve JJ Hickson’ı barındıran kadro, süper bir takım olmanın yanında süper bir bench olma özelliğine de sahipti. Sezonun 61-21’lik oranla bitmesi de beklentilerin oldukça yükselmesi için yeterli bir sebepti. Ancak, sezon boyunca oluşturulmaya çalışıp bir türlü oturtulamayan Lebron-Shaq kimyası, ancak play-off’lar ikinci raund’una kadar ilerleyip Boston duvarına çarptı. Lebron ise bir sezonu daha MVP tesellisi ile geçirmek durumunda kalacaktı.

1994-95 Orlando Magic

orlando magic

Horace Grant, Penny Hardaway ve kariyerinin en enerjik halindeki Shaq’ı barındıran Magic, %70’lik galibiyet oranı ile bitirdiği sezonu oldukça parlak geçirmişti. Bu parlaklık büyük ölçüde Shaq’ın eseriydi: 29.3 sayı, 11.3 ribaund, 2.7 asist ve 2.4 blok ortalamaları, 90’ların ortasında erişilemeyecek ölçüler gibiydi. Erişilemeyecek gibi gözüken istatistikler ile birlikte durdurulamayacak gibi gözüken bu süper takım, finallerde Hakeem the Dream tarafından bu “rüyalarından” uyandırıldı. Hem de ne uyandırma, 4-0! Ancak bu, gelecek sezonlarda, Shaq’ın, içinde bulunduğu her takımı süper takım mertebesine yükselten bir kariyere sahip olmasına engel olmadı.

OKUMAYA DEVAM ET

İçeriği Puanla!

-1 puan
Upvote Downvote

Total votes: 1

Upvotes: 0

Upvotes percentage: 0.000000%

Downvotes: 1

Downvotes percentage: 100.000000%

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir