, , ,

Tanking: Bir Nevi “Battı Balık Yan Gider”

Nedir bu tanking?

Hayaller vs. Hayatlar

Staples Center. Los Angeles’ın en büyük spor salonu olan yaklaşık 19000 kişi kapasiteli bu spor kompleksi, büyüklüğünü sadece kapasitesinin büyüklüğünden almıyor. 1999’dan beri bu salondaki seyirciler, sadece basketbol tarihinin değil belki de spor tarihinin en büyük performanslarından birine, tam 81 sayıya şahit oldular. Basketbol tarihi için kesin konuşmamakla birlikte, yakın tarihin açık ara en dominant pivotunun takımları darmadağın edişini izlediler. Yakın tarihte iki süper starın yanına 1 tane ortalama oyuncu geldiği anda “Big 3” şeklinde anıldığı anlar mevcut iken, 2 tane mega starın yanına 2 adet süper starın geldiği tarihi takımları izlediler. Tamam belki şampiyon olamadılar ama, Staples Center, açıldığı andan itibaren taraftarın beklentisinin hep en üst seviyede olduğu bir yer oldu. Dolayısıyla  kazanmak, bir Lakers taraftarı için hep tek ihtimal oldu. Ta ki bu sezona dek.

Bu sezonun Staples Center’ında, çok belli etmek istemeseler de, takımı kazandığı zaman üzülen bir taraftar var. Hatta eminim ki televizyon başındaki Lakers taraftarları bu üzüntülerini açık açık yaşıyorlar. “Off be abi nasıl oldu da kazandık?!?!” Taraftarlık mantığına ters gibi gözükse de aslında altında mantıklı bir açıklama var. Bazen kazanmak en iyi seçenek olmayabiliyor.

Ya da şöyle anlatırsak daha iyi olur, bazen kaybetmek en iyi seçenek olabiliyor. Böyle bir durum olunca da, mevzubahis takımın kazanmaya değil de kaybetmeye çabalamasına, NBA dilinde “tanking” deniyor.

Peki, daha derinine inmek gerekirse, “tanking” nedir, neden yapılır, getirileri ve götürüleri nelerdir, etik midir, taraftarlar arasında nasıl karşılanıyor?

Stratejik Boşvermişlik: Tanking

“Tanking”, en basit hali ile, bir takımın, kazanmak için elinden geleni yapmamaya niyetli olması ve bunu eyleme dökmesi olarak tanımlanabilir. Birkaç aylık bilinçli bir çaba olabileceği gibi, sezonlara yayılan bir çaba olarak da tezahür edebilir. Genel olarak, açık seçik yapıldığında, ucuz ve ikiyüzlü bir uygulama gibi algılanır. Bununla birlikte, NBA gibi, “oldukça kötü” olmanın bir mükâfatı olduğu sistemlerde, stratejik bir seçim olarak da uygulanmaktadır.

Kitabi tanımımızı yaptıktan sonra, konuya hâkimiyet açısından verilecek birkaç örnek ile tanking hakkındaki bilgi dağarcığımızı genişletelim:

1983 – 84 sezonunda bir çok takım, bilerek maç kaybetmek ile suçlandı. Bunun sebebi, mevzubahis senenin draft’ında olabildiğince iyi bir yer kazanabilmekti, ki, o sezonun draft’ı tam 4 tane Hall of Famer çıkarttı (Hakeem Olajuwon, Michael Jordan, Charles Barkley ve John Stockton). Bu iddialar sonucunda NBA, 1985 yılı itibari ile, şu anda da uygulanan “draft lottery/draft piyangosu” sistemine geçti.

– 2006 senesinde Timberwolves ile Grizzlies arasında oynanan ve uzatmaya giden maç, NBA tarihinin utanç dolu hatıralarından biridir. Ligin en kötü galibiyet yüzdesine sahip 10 takımından biri olması halinde Clippers’a borçlu olduğu bir draft hakkını vermek zorunda kalmayacak olan Timberwolves, kariyer üçlük yüzdesi YÜZDE ALTI olan uzunları Mark Madsen’a 7 üçlük denetmiş ve maçı büyük bir çaba göstererek kaybetmiştir.

– Yine aynı sezonda Los Angeles Clippers, sezonu beşinci yerine altıncı bitirerek, o zamanın play off sistemine göre saha avantajını eline geçirebilmek için bilerek maç kaybetmek ile suçlanmıştır. Müteakip sezonda NBA, bu tip manevraların önüne geçebilmek için play off sistemini değiştirdi (ve sonrasında, başka nedenlerden ötürü, yine değiştirdi.)

– 2013 senesinde ESPN Magazine dergisine verdiği bir röportajda, ismini vermek istemeyen bir NBA Takımı Genel Menajeri (ki ya o zamanın Orlando menajeri Rob Hennigan ya da Phoenix menajeri Ryan McDonough denir hep), 2014 draftındaki kayda değer oyuncu derinliği nedeniyle bilerek ve isteyerek “tanking” yapacaklarını belirtmiştir. Bu röportajda geçen ilginç bir ifade de, bu kararı takımın sahibi, genel menajeri ve koçunun bildiğinin ancak oyunculardan bu kararın saklandığının belirtildiği kısımdır ki, biraz sonra bu husus hakkında da birkaç kelime edeceğiz.

Bunlar NBA tarihindeki sadece birkaç örnek. Uzak geçmişte birçok stratejik sebepten ötürü kullanıldığını gördüğümüz tanking’in, içinde bulunduğumuz sezonda, diğer sezonlardan daha fazla konuşulmasının pek tabii ki haklı sebepleri var. Çünkü bu sene, tanking uygulamasını açık seçik uygulayan iki, birkaç sezondur uygulayan bir ve şahsi düşünceme göre, ne yapmaya çalıştığını kendilerinin de bilmediği en az bir takım var NBA’de.

Ben Sana Tanking Yapamazsın Demiyorum: Sacramento Kings

sacramento kings

Sondan başa doğru gidelim isterseniz. Ne yapmaya çalıştığını kendilerinin de anlamadığı, kafası karışık takım olarak Sacramento Kings var elimizde. DeMarcus Cousins’i takasta kullanarak, takım içi yeni bir yapılanmaya gittiklerini ilan ettiler. Ancak tanking yapıyorsanız, yukarıda da belirttiğimiz üzere, belli stratejik amaçlar doğrultusunda bunu yapmanız gerekir. Draft pick mi istiyorsunuz? Sacramento ne yazık ki draft hakları üzerinde kontrol sahibi değil. Sezon içerisinde draft haklarını Philadelphia ile takas eden Kings, sezonu 11. veya daha kötü bir derece ile bitirir ise bu hakları Chicago’ya devroluyor. Dolayısıyla en iyi oyuncunuzu takas edip sezona kötü bir şekilde devam etmek bu örnek özelinde hiç de mantıklı bir hareket değil.

Hadi bu kumara girdiniz, bu kumara girmek için neden tamı tamına 57 maç beklersiniz ki? Zaten play off potasında olmadığınız neredeyse ezelden beri belli, takımın geleceğini belirlemek için sezonun yüzde yetmişinin bitmesini beklemek ne derecede öngörülü bir hareket olabilir ki? Tüm bunlar bir kenara, tanking yapmaya çalışan bir takıma göre, takastan sonrasına göre bile, fazla iyi bir kadrosu var Kings’in. Buddy Hield, Afflalo, Tolliver, Koufos, Labissiere, Richardson ve takımın geri kalanı, doğru motivasyonla hala iyi bir yerlere gelebilecek bir takımken sezonu tanking’e bağlamak, acaba kaz gelecek yer var nasıl olsa deyip bütün tavuk çiftliğini KFC’ye mi satmak oluyor? Gördüğünüz üzere, kurduğumuz cümleler hep soru işareti ile bitiyor çünkü her şey o kadar muallak ki. Biz kafası karışıklar için sıradaki şarkı, takım menajeri Vlade Divac’tan hepimize geliyor: “Bülent Ersoy ft. Tarkan – Bir Ben Bir Allah Biliyor”

Yıllar Yılı Göğüs Gerdim: Philadephia 76’ersjoel embiid

Şimdi de tanking uygulamasını sezonlardır yapan takıma gelsin sıra. Philadephia 76’ers. 2013 senesinde Basketbol Operasyonları Başkanı Sam Hinkie “yeniden yapılanmaya” gittiklerini beyan ettiğinden beri Philly, takım kadrosunu çaylaklar, free agent’lar ve genç yetenekler üzerine kurdu. Amaçları, basına yansıtmak istedikleri şekilde “gelişime açık bir takım kurmak” olsa da, 2013 senesinden beri istisnasız her sene ligde dibe demir atmış bir şekilde geziniyorlar. Bu kimsenin nazarında “gelişmiş” bir takım olarak yer alır mı? Sanmam. Basına yansıttıklarının dışında ise, herkesin, yaptıklarını bildikleri/söyledikleri ama Philly’nin kabul etmediği şey, aslında çok başarılı bir tanking uygulamasıydı. Kötü takım ol, çok kötü takım ol, en iyi draft sıralarını kap, üzerine kurabileceğin kadroyu yetiştir, etraflarına rol oyuncularını serpiştir. Bu düşünceleri onlara kimleri kazandırdı dersiniz? Joel Embiid, Ben Simmons, Dario Saric, Jahlil Okafor ve Nerlens Noel. Takaslarla kenara attıkları draft haklarını saymıyorum bile. 2017 senesi draftında ilk 7’de seçim hakları olmayacağı kesin gibi olmasından ve artık hali hazırda çok yüksek potansiyelli bir kadroları olduğundan, bu sene itibariyle tanking’e son verip gelecek sezon itibariyle gümbür gümbür gelmelerini bekliyorum. Tabii ki bu da benim şahsi düşüncem.

Bindik Bir Alamete: Phoenix Suns

phoenix suns

Gelelim tanking’i bu sezon vitrine çıkartıp, tartışmaların odağı haline gelen iki güzide organizasyona. Bu iki kulüpten ilki Phoenix Suns. Takımın bel kemiğini oluşturan üç tecrübeli oyuncudan Eric Bledsoe sezonun son 15 maçında, Tyson Chandler ve Brandon Knight ise All Star arasından beri, alınan karar doğrultusunda, maçlara çıkmıyorlar. Takımın en iyi savunmacısı PJ Tucker takas edildi. Geride kalanlardan Devin Booker ve TJ Warren da şu anda “sakatlar”. Dolayısıyla Phoenix Suns’ın ne yaptığını anlamamak için, muhtemelen 1972 yılından beri hiçbir şekilde camdan dışarı bakmamış bir mahalle teyzesi kıvamında saflığa sahip olmak gerekiyor. Şöyle bir örnek verelim, Brooklyn karşısına çıktıkları ilk beşin yaş ortalamaları, kolej liginin en iyi sekiz takımının yedisinin ilk beşinden daha genç bir ortalamaya sahip. Tanking yaptıkları bu süreç içerisinde, yönetim yüz karası Kings’e, Ibaka’sız Magic’e, son 9 maçın sadece birini kazanan Pistons’a, ligin (tanking yapmadan dahi) en kötü takımı Nets’e ve Millsap’ten yoksun Hawks’a yenildiler. Bu serinin sonunda, Suns resmi Twitter hesabının inanılmaz derecede profesyonel tepkisi ise şu oldu:

¯\_()_/¯

Peki Suns bu durumdan istediği ölçüde yarar sağlayabildi mi/sağlayabilecek mi? Bu süreçte Booker’ın 70 sayılık bir performansı oldu ve bunu başaran 6 kişiden biri. Performansı alkışlamak ile birlikte maçı izleyenlerin fark ettiği bazı şeyler olmuştur. Maç koptuktan sonra Suns, Booker’ın istatistiklerini katlayabilmek için, hücumların kısa kesilmesi adına sürekli foul yaptı ve topu her hücumda inatla Booker’ın eline verdi. Bu bağlamda, bu başarıyı, TD Garden’da 20 yaşında benzer bir performansı sergileyen Jordan ile karşılaştırabiliriz. Bu 70 sayılık performans da dâhil olmak üzere, All Star arasından beri 11.9 sayı ve 9.9 rebound ortalaması tutturan Alan Williams dışında, Suns gençlerinin inanılmaz bir gelişim sergilediğini söylemek zor. Hatta All Star arasından evvel yavaş yavaş kimyası tutmaya başlayan Bledsoe – Booker birlikteliği de, bu son manevra ile daha da ilerleyemeden sonlandırılmış oldu. Dolayısıyla, Suns’ın iddia ettiği ölçüde bir oyuncu gelişimi olduğunu söylemek zor. Ancak ayan beyan ortada olduğundan değinme gereksinimi duymadığımız bir faktör olarak, galibiyet yüzdesi dibe çakılan bir Phoenix Suns var. Bu da, draft piyangosunda ilk üç sırayı teoride neredeyse garantilemiş bir Suns demek.

Gidiyoz Kıyamete: Los Angeles Lakers

lakers

Gelelim mevzubahis iki tanking’ci ekipten diğeri olan Los Angeles Lakers’a. Lakers, iş bu makalenin yazıldığı anda, 1 maç fark ile batının en kötü, tüm NBA’in ikinci en kötü takımı durumunda. Şu anda piyangodaki tüm topların yüzde 20’si onların. Bu da, teorik olarak, draft sıralamasında en kötü ihtimalle ikinci sıradaki oyuncuyu seçebilecekleri anlamına geliyor. Peki bu noktaya gelmek için nasıl bir çaba sergilediler? Evet, bu kadar kötü olabilmek için ekstra bir çaba sergilemek gerekiyor.

Aralık ayı başında 10 galibiyet 10 mağlubiyet istatistiğine sahip olan Lakers, aralık ayı başından beri kazandığı her maça karşı tam 3 maç kaybetti. Hücum yerinde sayarken savunma daha da beterleşti. Guard mevkiinde sıkıntı yaşamayan Lakers, uzun oyuncular konusunda sıkıntı yaşayınca, bir şekilde sayı bulabilen ama rakip hücumlara kendi potalarına kadar eşlik eden bir takım çıktı ortaya. Tanking çabasına katkısı olması için Lou Williams’ın takımdan gönderilmesini saymıyorum dahi (sezon sonu gönderilmesi gündemde olan Nick Young var konusu var bir de, “insan gerçekten hayret ediyor”). Kaybetmek için verilen bu çabanın getirisi saha içerisinde alınamıyor besbelli, peki draft hususunda potansiyel getiriler ne ölçüde? 2017 draftında oldukça yetenekli oyuncular olduğu açık, Lonzo Ball’u duymayan kalmadıysa merak etmesin, bir gece ansızın babası kapınızı çalıp size oğlunun Michael Jordan’dan ne kadar iyi olduğunu siz istmeseniz de anlatacaktır. Ball ile birlikte, bu senenin iyi çaylaklarının hemen hemen hepsi guard pozisyonundaki oyuncular. Daha önce de belirttim, tanking, altı doldurulabilir hamleler ile yapıldığında işe yarar bir hamle olabiliyor. Takımınız front court oyuncuları ile dolu iken yine front court oyuncuları dolu olan bir draft’a bel bağlamak, bence verilen (ya da verilmeyen mi desek?) tüm emeklerin heba olmasına sebep olabilir. Anlaşılan bu, Lakers’ın göze aldığı bir kumar.

“Soldiers of Fortune”: Tanking ve Oyuncular

Meselenin bir başka boyutu da kaçınılmaz olarak oyuncular. Amacı kaybetmek olan bir takımın parçası olmanın oyuncular üzerindeki etkisi ne ölçüde? Madalyonun aslında iki yüzü var bu konuda. Daha kötü oynamak için oynatılmayan oyunculardansanız, tepkilerden anladığımız kadarıyla karışık duygular içerisinde oluyorsunuz. Suns’ın sezon sonuna kadar oynatmama kararı verdiği oyunculardan olan Bledsoe, bunun gençlerin gelişimi için yararlı bir hareket olduğunu düşünüyor. Bu şekilde düşünmesinin bana göre en önemli nedeni, gelecek sezon planlamasında kendine bir yer görüyor olması. Sezon sonu sözleşmesi bitecek olan ve kendinizi gösterip iyi bir kontrat senesi geçirmek isteyen Tyson Chandler gibi bir oyuncuysanız, bunu sözlerinizle belirtmeseniz de hareketlerinizle ziyadesiyle belli ediyorsunuz. Tavsiyem, eğer görebilirseniz, bir Suns maçında bench’in arkasında gözleriniz Chandler’ı arasın. Onu görüp de “Yahu benim sıkıntılarım da pek dünyeviymiş be!” deme ihtimaliniz bir hayli fazla.

Peki, kaybetmek için sahaya çıkarılan oyuncuların bu konuda görüşleri ne? NBA gibi bir platformda süre alıp kendini gösterebilen hiçbir oyuncunun bu konuda mutsuz olduğu ne görüldü ne de duyuldu. Ancak üzerinize yapışan “takımın geri kalanından daha kötü bir oyuncu olduğu için oynatılıyor” intibaı var. Bu noktada da, bazı ölçeklerde kırılan kalpler olduğunu söylemek olası. “Organizasyonlar tanking yapar, oyuncular asla yapmaz.” demiş Brian Scalabrine. Sezon sayı ortalaması bir sezon dışında hiç 4 sayının üstüne çıkmamış bir oyuncu olarak Scalabrine, “daha az kalifiye” oyuncuların da hissettiklerine bir nevi tercüman oluyor. İnsan, doğası gereği rekabetçidir. Kendine denk görebileceği testler ile sınandığında elinden geleni yapmak için evrimsel olarak programlıdır. Nihayetinde, belki biraz kalp kırıklığı ama çokça hırs ile oynuyor tanking yapan takımların oyuncuları. Kenya’lı atletlerin domine ettiği uzun mesafe koşularında Hollanda’lı bir koşucu olmak gibi olsa gerek.

Bu Günleri De Mi Görecektik?: Taraftarlar

Sona yaklaşırken, taraftarlar tanking konusunda ne düşünüyor? HoopsHabit editörü Gerald Bourguet’in twitter sayfasında yayınladığı bir anket var, bu ankette Phoenix taraftarlarına “Tanking konusundan ne kadar hoşnutsunuz?” diye bir soru sormuş. Cevaplar şaşırtıcı. Sadece yüzde 10’luk bir kesim “organizasyonlar hiçbir zaman tanking yapmamalı” derken, yüzde 13’lük bir kısım “artık işin suyu çıktı” diyor. Olaya pozitif bakanlardan yüzde 18’i “baştan beri yapılması gereken bir şeydi” derken taraftarların tamı tamına yüzde 59’u “çekilmesi gereken bir eziyet” olduğu konusunda hemfikir. Bu ne demek oluyor?

Her 4 taraftardan 3’ü tanking’e olumlu yaklaşırken, her 5 taraftardan 3’ü de, bunun aslında can sıkıcı bir şey olduğunu ancak takımın salahiyeti açısından atılması gereken bir adım olduğunu düşünüyor. Yani kısaca “Bari battık, bir işe yarasın” diyorlar.

Sonuç olarak, “kazanmak için elinden geleni yapmamak” dahi, bir plan çerçevesinde yapılmadığı takdirde, garanti gibi gözüken olumlu sonuçları alamama riskini doğuran bir hareket. Tanking yapacağım derken organizasyonun yapısını, takımın ahengini ve belki de olası birkaç senesini çöpe atmak oldukça olası. Burada asıl önemli görev, geniş perspektif sahibi ve uzak görüşlü olması gereken takım menajerlerine, sahiplerine ve organizasyonun diğer görevlilerine düşüyor. Yoksa oyuncular bir şekilde gelip gidiyor, taraftarlar bir şekilde kızılcık şerbeti içip bağırlarına birkaç sene taş basabiliyor. Tüm mesele, takımı Harlem Globetrotters yapacağız derken Washington Generals yapmamakta.

(Washington Generals, Harlem Globetrotters’a karşı aldığı sayısız mağlubiyet serisi ile tanınır. En son galibiyetini 1971’de alan Generals, Globetrotters’a karşı 6 maç kazanırken yaklaşık 13.000 maç kaybetmiştir.)

 

Yazar: Emre Ersun Uysal

İçeriği Puanla!

0 puan
Upvote Downvote

Total votes: 0

Upvotes: 0

Upvotes percentage: 0.000000%

Downvotes: 0

Downvotes percentage: 0.000000%

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir