, , , ,

Yılın En Değerli Koçu: Erik Spoelstra

Erik Spoelstra muhteşem işler yapıyor.

Winslow ve McRoberts’ın sakatlıklarının ardından sezona havlu atma noktasına gelen Miami Heat, hayal kırıklıklarıyla dolu bir sezonun yarısını geride bırakmıştı. Hatta yönetimin kurulu ve teknik ekip 2017 draftında seçilecek potansiyel süperstarları izlemeye ve bazılarıyla da iletişim kurmaya başlamıştı bile.

Pat Riley tarafından video odasından çekip çıkarılıp 2008 yılında takımın başına getirilen Erik Spoelstra, 2010 yılında da LeBron-Wade-Bosh üçlüsününün oyun bilgisi eksiliğini tamamlamak adına takımın başında kalmaya devam etti. Kazanılan 2 şampiyonluğun ardından eskisi kadar sık gündeme gelmeyen genç koç akıllarımızın karanlık köşelerinde de, oyuncuların şampiyon yaptığı bir koç olarak yer etti.

Şampiyonluk kazandığı final serilerinde alınan ağır yenilgilerden sonra dahi, NBA ve Heat medyası takımın başına her an Pat Riley’in geçebileceğini sesli bir şekilde kaleme almışlardı. Lakin Pat Riley bu yazılıp çizilenlere hiç takılmadan koltuğunda oturmaya devam etti ve her fırsatta Spoelstra’ya olan güvenini dile getirdi. Bu süreçte 4 NBA finali yapan Heat takımı, bunların 2’sinden yüzü gülerek ayrıldı.

Eğer olurda bu sıralar bir Miami Heat maçına denk gelirseniz, Erik Spoelstra’nın takımına kusursuzca uygulattığı setleri gözden kaçırabilirsiniz fakat Pat Riley’in gülümseyen suratını farketmemeniz söz konusu bile değil.

Valhalla

  1. yüzyılda düzenledikleri baskınlarla kuzey Avrupa’yı himayesi altına alan Vikingler, İngiltere sahillerine ulaştıklarında karşılarında onlara korku dolu gözlerle bakan Britanya halkını buldular. İnsan üstü fizikleriyle ve güçlü yapılarıyla dehşet saçan Vikingler, savaşlarda da üzerilerine zırh adına pek birşey barındırmamaları yüzünden fazlasıyla dikkat çekiyorlardı. Viking inancına göre de, savaşan her Vikingin ölüm tarihi bellidir ve ancak o zaman gelince son nefeslerini verip Valhalla’ya yükseleceklerdir.

Öyleyse neden zırh giysinler ki?

Sezonun başlarında tepetaklak giden ve oyuncu kalitesi bakımından soru işaretleri barındıran takımlar, sezon ortasında havluyu atarlar ve gelecek senenin draftından onları bu bataklıktan kurtarabilecek bir süper starın arayışı içersine girerler. Ancak Valhalla’ya yükselen Heat takımının ölümü Tanrılar tarafından kabul görmedi.

Çünkü zamanları henüz gelmemişti.

Alınan her bir yenilgi ile üzerlerinden, ağır ve boğucu zırhları teker teker atan Heat oyuncuları rahatladılar ve nefes aldıkları ilk anda, yani 14 Ocak tarihinde NBA tarihine geçecek 13 maçlık kazanma serisinin de ilk adımı attılar. 13 maçlık seride Golden State Warriors ve Houston Rockets gibi ligin elit takımlarına diz çöktüren Miami Heat, şans faktörünü de söz konusu olmaktan çıkarttı. Her ne kadar Ocak-Şubat aylarında Playoff potasındaki takımlar vites düşürse de, çoğu takım gününde olmayan Houston ve Warriors gibi takımları yenmekte zorlanıyorlar.

Houston’a son çeyrekte nefes aldırmayan, Warriors’u da Dion Waiters’ın maçı kazandıran üçlüğü ile geçen Heat şanslı değildi. Hayır. Aslında tam aksine sezon boyunca bahtsızlardı.

Şansın Geometrisi

Şans göreceli bir kavram. Kimilerine göre şans; tamamen ilahi bir güç iken, bazıları da şansın hazırlıklar sonucu yaratıldığını düşünüyor. Bence şans bu iki düşüncenin kesişim kümesi. Ve Miami Heat an itibariyle bu iki kümenin kesiştiği küçük bir alanda yaşıyor.

Sezon başından beri zamanım el verdiğince takip ettiğim 3 takımdan biri Miami Heat. Sezon başındaki en büyük sorunları liderlik eksikliğiydi. Dwayne Wade’in gidişinin ardından oynadıkları basketbolda bir adım daha ileri gitsede, maçın bitimine 5 dakika kala mental olarak dağılan bir genç ekip vardı parkede. Goran Dragic’in bu genç oyunculara, özellikle Wade’in ardından, kendini bir lider olarak kabul ettirmesi zaman aldı. Dragic’in sürüklediği maçlarda galip gelmeyi başaran Heat, yavaş yavaş ritmini bulmaya ve hiç de küçümsenmeyecek bir takıma dönüşmeye başlıyordu.

Ritim bulmak’  Heat takımının kilit kelimesi. Heat zaten topu doğru paylaşıyor, iç-dış dengesini kusursuza yakın kuruyor ve ölü alandaki oyuncuları da potaya doğru zamanda ‘cut’ yapıyordu.

Öyleyse teknik açıdan doğru basketbolu oynayan Miami neden sezonun ilk yarısında yalnızca 11 galibiyet alabildi?

Gelin o çok sevdiğimiz istatistikleri analiz edelim. 14 Ocak öncesi maç başına 25.6 üçlük atışı deniyordu bu genç takım. Ligi domine eden Warriors, Houston ve Cleveland kadar üçlük atışı denemeselerde, hücumun ritminde ve doğru atışları en sık bulan takımlardan biri Miami Heat.

Peki ne değişti de, bu takım bir anda üst üste galibiyetler almaya başladı?

Neredeyse hiçbir şey.

14 Ocak gecesinden itibaren galibiyetleri bir salkımdan üzüm toplar gibi alan Heat takımı daha fazla üçlük denemesinde bulunmadı(26.2), daha fazla da asist yapmadı. Sağlıklı bir Dion Waiters etkisi dışında, sezon başından beri yaptıklarını yapmaya devam etti Erik Spoelstra’nın öğrencileri. Tek fark ise, artık topların çemberden geçmek istemesiydi. 14 Ocak öncesi üçlük çizgisinin gerisinden %34 ile isabet bulan Heat, Ocak ayından itibaren bu yüzdesini %40.5’lere ve saha içi isabet yüzdesini de %44’ten %49’a çıkardı.

Şutların bir anda isabet bulmaya başlaması bir şans mıdır? Eğer Heat maçlarına göz atmıyorsanız, bu kuru istatistiklere bakarak şutların girmesiyle doğru orantılı olarak, Heat takımının galibiyet sayısının da arttığını herkes gibi fark edebilirsiniz. Ancak istatistikler sadece doğru akıl yürütmelerle kurulan analizlerin ışığında anlam kazanır. Miami takımının başarısını maç özetlerinden veya ‘istatistik’ sekmesine tıklayarak anlamlandıramayız. Daha derinlere inmeli ve mantık ışığında bazı verileri ele almalıyız.

Miami Heat hücumlarını akışkan ve tahmin edilemez kılan en büyük etken Goran Dragic. Ligin boyalı alana en fazla penetre eden oyuncusu konumunda olan Dragic, oyun olgunluğu olarak da kariyerinin zirvesinde. Oyun yelpazesinde şut, penetre, asist gibi silahları olan Dragic’in kariyeri boyunca en çok sıkıntı çektiği konu olan karar verme mekanizmasının Erik Spoelstra mentörlüğü altında gelişimini izlemek ayrı bir zevkti benim için.

Dragic’in karar mekanizması ve boyalı alana yaptığı penetreler, Heat makinasının ana dişlisi konumunda. Bu faktörün kağıda dökülmüş bir istatistik değeri olmasa da, şutörlerin sağ veya sol taraflarından değilde, 90 derecelik açıyla, yani yüzünü baktığı taraftan aldığı pasların ardından kullandıkları şutların isabet yüzdesi es geçilemeyecek kadar fark gösteriyor.

Erik Spoelstra

İsabet yüzdesinin artmasındaki bir diğer neden ise, oyunu bilmeyen Miami Heat oyuncularının zaman geçtikçe sisteme adapte olması ve teknik anlamda oyunu okuma becerilerinin gelişmesi. Bunun en dikkat çekici örneğini, Heat’in sezon başından itibaren kullandığı “floppy” setinin şuan da ulaştığı mükemmele yakın seviyesinde görebiliriz.

miami heat

Floppy setinin tüm takımlar tarafından uygulanmasının temel nedeni; savunmaya göre setin işleyişinin değişmesidir. Setin başrol oyuncusu olan 2 numara, savunmanın aldığı pozisyona göre oyunu okuyup 5 veya 4 numaralı perdeleri kullanarak, ya dip çizgiden ya da elbow dediğimiz çaprazdan boş atış şansı bulabiliyor. Eğer defans 2 numarayı tutmak için ekstra bir önlem alırsa, 3 numaralı oyuncunun şut veya 1 numaralı oyuncunun penetre şansı doğuyor. Golden State Warriors savunmasını da gafil avlayan bu setin karşısında Minnesota Timberwolves’un koçu olan ve aynı zamanda savunma zekasıyla öne çıkan Tom Thibodeau’nun nasıl bir önlem alacağını görmek için televizyonumun karşısına geçtim. Lakin yerlerde sürünen Shabazz Muhammad’ın bakışları üzerinden fileyi bulan şutları gördükçe, Miami Heat hücumlarının IQ’sunun beklenilenden çok daha yüksek olduğunun farkına vardım.

Aşağıdaki videoda da, en basit Floppy setinin dahi Heat oyuncuları tarafından akıllıca ve akışkan olarak uygulanmasının bir örneğini görebilirsiniz.

Bu bilgilerin doğru analizlerinin sonucunda, bir Miami Heat maçının devre arasında Bugs Bunny’nin gelip Space Jam filmindeki gibi Heat oyuncularına sihirli sudan vermediğini anlamış oluyoruz. Lakin Dion Waiters’ın sunduğu resitallerin ardından, suyuna Erik Spoelstra’nın birşeyler kattığını düşünmemek de elde değil.

Draft olduğundan beri beklentileri karşılayamayan Waiters, geçtiğimiz sezon Oklahoma City’nin playoff yürüyüşünün kritik zamanlarında öne çıkmayı başarmıştı. Sakatlığının ardından da Heat adına Kyrie Irving vari el yakan topları isabetli kullanan Waiters, yeteneklerini atletizm ile birleştirmeye devam ederken oyun aklındaki gelişimini çıplak gözle görmek gerçekten sevindirici.

Heat hücumların sıkıştığı anlara Superman gibi yetişen Waiters, Heat yakaladığı galibiyet serisinde de tuzu var. Ocak ayından itibaren asist üzerinden 50 sayı üreten Heat, sezonun başlangıcına göre bireysel performanslardan 7.2 daha fazla sayı kaydediyor. Bu ekstra 7.2 sayının hepsi tabiki Dion Waiters tarafından üretilmiyor. Dragic – James Johnson – Waiters üçlüsünden biri bu 7.2’lik pastadan aslan payını alıyor. Ancak Waiters’ın kendi payını aslanın midesinden çıkarıyor, yani en maçın en kritik anlarında elleri titremeden sorumluluğu alıp, takımına galibiyeti getiren sayıları gözü kapalı üretebiliyor.

dion waiters

Sezar

Sezona giriş yapmadan önce takımların kadrolarına bir göz attıysanız, Heat’in kadrosunun ne kadar içler acısı olduğuna sizde benim gibi kanaat getirmişsinizdir. Gelin hafızanızı bir tazeleyelim.

Kariyeri boyunca bekleneni veremeyen Waiters ve Dragic, D-League’ten çekip çıkardıkları Hassan Whiteside, hiç bir takımın istemediği James Johnson, 4 tane draft edilmemiş oyuncu ve bunların üzerine 2 tane de geçmiş draftların 2.turlarından seçilen Josh Richardson ve Josh McRoberts.

NBA 2K17 oyununda da kendisine 28. sırada yer bulan Miami Heat’in Şubat ayının sonlarına yaklaşırken Playoff potasının hemen altında olması tamamen bir koç başarısıdır. Minimum kontrat ile takıma dahil edilen Whiteside’ı bir sezonda maksimum kontrat değerinde bir oyuncuya evrilten Spoelstra, bu sezon da genç ve ham oyuncularından üst seviye performanslar alırken, onlara oyunu öğretmeyi de es geçmiyor.

All-Star arasının ardından da kazanmaya kaldıkları yerden devam edecek bu genç ekip. Miami yerel medyasıysa bu durumdan hoşnut gözükmüyor. Kazanılan her maç ile dört gözle beklenen 2017 draftından uzaklaşıldığını yazılıyor, radyo programlarında tartışılıyor. Ancak Heat’in kazanmaktan başka bir çaresi yok. Erik Spoelstra’ da bunu bolca dile getiriyor. Röportajlarında “kazanma alışkanlığı” oluşturmaya çalıştığını söyleyen genç koç, takımının daha da olgunlaşmasına adına Playoff atmosferini yaşamasını gerektiğini savunuyor. ( bakınız Minnesota Timberwolves’un hali )

Miami Heat yönetimininse yüzü gülüyor. Eğer Erik Spoelstra gibi kömürden elmas yaratan bir koç ile çalışıyorsanız, draft seçimlerine diğer takımlar kadar ihtiyaç duymuyorsunuz. Zaten Pat Riley’in de draft seçimi yapmaktan nefret ettiğini biliyoruz.

Sezon başında Miami Heat’ın playoff mücadelesi vermesi taraftarların hayallerinde bile yer etmezken, şimdiyse takımlarının playofflara giden son bileti kapmasına yardımcı olmak için koltukları dolduruyorlar. Her ne kadar Cleveland Cavaliers ile eşleşecek olmaları Heat adına yolun sonu olsada, taraftarlar Erik Spoelstra’nın cebinde sakladığı birkaç numara olduğunu biliyorlar ve Cavaliers’tan korkmuyorlar.

Aynı Büyük İskender’in de dediği gibi;

“Kuzuların yönettiği aslan ordusundan değil, aslanların yönettiği kuzu ordusundan korkarım.”

Yazar: Feyyaz Sonbudak

İçeriği Puanla!

0 puan
Upvote Downvote

Total votes: 0

Upvotes: 0

Upvotes percentage: 0.000000%

Downvotes: 0

Downvotes percentage: 0.000000%

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir